9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020

DEDİM Kİ

DEDİM Kİ

Toplu taşıma aracındayım. Beleş kartımla zırt pırt oraya buraya değil gitmelerim; akşama dek yazdıktan sonra şöyle bir değişiklik olsun diye çıkarım, otobüse biner giderim. Nereye giderim, bir öngörüde bulununuz. Bulunamadınızsa bencileyin emekli, şeker hastası, kalbinin dört damarı değiştirilmiş, okumaktan, yazmaktan beyni önüne düşmüş birinin nereye gidebileceğini düşünmek size değil bana düşer. Her dışarı çıkışımda;
“Otobüse binende herkesle dalaşma. Karışma. Onların bir yaşamı, anlayışı, yolu, yordamı var mutlaka. Yön vermeye karışma!” diye öğütlemede bulunsam da kendime; dinlememe huyum hep benden önde gider.
Gencecik bir kız, ite kaka yer bulduğu otobüste, kalabalık arasında sıkışan bir çocuğu tutup
kolundan;
“Sen de şuraya otur!” dedi.
Çocuk oturdu.
Bu dünyada değil, başka bir yerde yaşıyor bir utangaçlık, sıkılganlık pembelenmeleri yüzüne
kırmızılık yaya yaya. Bir durağa gelince, o insan soluğundan buğulanan camlı otobüs, içinden kanı çekilen damara döndü; kız oturduğu yerden kalktı. Başka bir koltuğa oturdu. Oğlan çocuğu ablası ya da anasını göremez inerken diye düşündüm birden. Çcuğun başına dokundum;
“Kalk, ablanın yanına otur!” dedim.
Yanakları daha bir kırmızılaştı.
Yerinden kalktı, orta yerde ayakta kaldı.
Kaldı kalmasına da arka yerde oturan ben, tanımadığım diğer iki kişinin işte o beni;
“Keşke yapmasaydım!” pişmanlığına götüren tartışmanın da başlamasına neden oldu.
“Anlamadı!” dedi sağımdaki.
“Çocuğa vurdun!” dedi, solumdaki.
“Hayır, vurmadı!” dedi sağımdaki; göğüs hizamdan başını sola döndürdü;
“Çocuğa yardım etmek istedi.”
“Hayır! Vurdu!”
Çocuğun ablası başını çevirdi, ela gözlerini dikti üstüme, fırlak kızıllıkta ki ruju, başına sarıp
sarmaladığı poşu benzeri örtünün altından kaşları çatık bakışını fırlattı.
“Eyvah!” dedim içimden.
Solumdaki oturan, bu bakıştan cesaret almış olacak;
“Başkalarının hayatına neden karışıyorsun?!” diye gürleyince, bütün başlar bize çevrildi. İri
gözler yuvarlandı; bana, çocuğa, kukuletayı andırır başörtülüye, bağıran adama;
“Söyle baki’im!” soruşlu bakış fırlattılar.
Gık diyemedim.
Solumdaki adam üsteledikçe üsteledi.
Sustukça sustum.
Sağımdakinin usullucıktan dirsek dürtüsüne dönünce;
“Aldırma!” türünden kaş, göz, yüz hatlarının oynaklığıyla karşılaştım.

Genç kızı, çocuğu, sorgulu bakışları, solumdaki limon yüzlü; kırçıl kıl batırılmış, sarı sarı
hastalık sergileyen sinirli adamı unuttum biraz.
“Görüyor musun?” dedim.
“Görüyorum.” dedi.
“Çocuğa yol gösterelim derken nelere çattık.”
“Evet.” dedi.
“Düşünsenize… Daha şu söylenileni anlayamayan çocuk; büyüyünce neyi anlayacak? Bir insan, yedisinde ne ise, yetmişinde odur.” dedim.
“Evet!” dedi.
“Bu çocuk, ve bu adam hemen hemen aynı koşullarda yetişmiş olmalılar. Siz çocuğa yardım
ettiğimi savundunuz, o ise vurduğumu vurguladı.”
“Evet!” dedi. Ne desem evetleyeceğini anladım.
“İşte, çocukken yetişen bu insanlar eğitimden yoksun kalınca, el yordamıyla karanlıkta yolunu seçemeyenler sınıfına katılıyorlar ve köşelerde saklananlar da tutuyor kollarından, karanlık yere çekiyorlar. Ülkemin, bugünkü yaşadığı karanlığın besleyicisi oluyorlar.”

Sağımdaki adamın evetlemesine fırsat kalmadan o limon suratlı; limona kırçıl sarılıkta tüy
sokulmuş yüzlü limon bakışlı adam birden atıldı;
“Ne diy’on ulan!” diye bağırdı.
Başlar yeniden bize döndü.
“Bir de bizim yaptığımızı mı beğen miy’on?”
“Beğenmiyorum!” diye bağırdım.
“Kimsin ulan?”
“Vatandaşım!”
“Ne demek vatandaş?”
“Sen necisin?”
“Allah’ın kuluyum!”
“Kul demek köleliği kabul etmektir!”
“Sen Allah’a inanmıyor musun?”
“Sen insan olmaya inanmıyor musun?”
“Kâfirsin!”
Zınk diye bir fren, bütün yolcuları hısım; beni de yarılmış kaburgalarımla acıdaş yapınca
sessizlik bomba benzeri düştü ortalığa.
“İn ulan!” dedi sürücü.
“Ben, otobüsümde kâfir taşımam!”
“Karakola çek!” dedi solumdaki limon yüzlü.
Sağımda oturana çevirdim başımı, kaşla göz arasında tivmişti. Dımdızlak kaldım aralarında.
Kalsam neyse. Sirenler çaldı, mavili kırmızılı ışıldaklar fır fır yandı gündüzleyin. Tuttu kolumdan, alıp götürürken polisler, ötekilerden biri başını içeri uzattı;
“Şikayetçiler de gelsin!” dedi.
Bütün otobüs inecekti neredeyse.
Genç kızı, çocuğu, sarı limon suratlı adamla beni götürdüler.
“Etlerini gıdım gıdım kestireyim de gör!” diyordu adam.
Genç kız, hörgücünün altındaki deve görüntülüydü. Kırmızı fırlak boyalıydı dudakları.
Çocuk gene utangaçtı.
Beni sormayın.
Onlar gittiler, ifade verip.
Bir polis memuruna sordum;
“Bekle!” dedi.
GBT sorgulaması, bir örgütle bağlantılı olup olmadığım araştırılıyormuş.
Aklıma dazlak başlı biri geldi.
Gözümün önünden gitmez ki gide…
Kaytan bıyıklı, yılan bakışlı, kusmuk konuşmalı…
Hani bizim Deli Memmet derdi ki;
“Göze bak göze! Kuduruk it gözüne dönük!” derdi.
Karşımda, koltuk altından tabancasını gösteren, sorgucu polis, tepede ampul, bencileyin bir garip var idik. Sordu da sordu. Sordu da sordu. Sordu da sordu. Ona inat, sustum da sustum. Sustum da sustum.
Kudurdu kuduruk it gözlü bakışlı sorgucu.
Deli Memmet’i düşledim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK