9 C
İstanbul
Çarşamba, Eylül 30, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Deneme CORONA GÜNLERİNDE TECRİT

CORONA GÜNLERİNDE TECRİT

Neslihan Sultan PALA

Oysa en iyi ben bilirdim tecridi

Hayat beni üç oda bir salona kilitlediğinde kendimi daha da daraltmayı, bir odaya hapsetmeyi…

Kitabım, kanepem, çayım, kahvem ile kocaman bir dünya kurmayı…  O dünyada gözyaşlarımdan bile sıkılmayı en iyi ben bilirdim.

Corona günlerinden yıllar öncesinde kimse adını sanını bilmediği bu virüsle tanışmamışken daha…

Hayat bana kapılarını kapadığında, o virüs bulaşmıştı her zerreme. Neydi benim coronamın adı? Mutsuzluk mu, umutsuzluk mu? Güvensizlik mi, ihanet mi? Vurulmuşluk mu tam alnının orta yerinden? Yoksa yılgınlık mı kaçan fırsatların ardından? Belki de pişmanlık kısa ve net yaşadığın hayattan!

Her ne idiyse, kim kılığında geldiyse, nasıl sinsice fark etmeden girdiyse bedenime, benliğime; yani adı ne ise; ışık hızıyla ürüyor, önce çaresizlik oluyor, umutsuzluk oluyor, canımdan bezdiriyor, hayattan yıldırıyor sonra aynı hızla kine, nefrete, öfkeye, kaygıya, hırsa, kavgaya, karanlığa dönüşüyor sonra… sonra…. tüm türevleriyle birleşerek kapkara bir bulut olup cemi cümlemizin üzerine yağıyordu.

Ben bir odada sessiz, ben bir odada bezgin kendi yalnızlığımın bencilliğinde kıvranırken o çoktan anama, babama, çocuğuma, eşime, dostuma, konuma, komşuma, gökyüzüme, yerime, toprağıma asitlerini saçıyor, değdiği yeri yakıyordu.

İşin kötüsü ben kendi mutsuzluğumla uğraşmakla o kadar meşguldüm ki; kime ne yaptığımı bile anlamaktan uzak bir hedonizmle acıdan gizli bir haz alıyor belki de o acıyla ayakta kalabileceğimi inanıyordum çünkü elimde ondan başka hiçbir şey kalmamıştı ya da ben öyle sanıyordum.

Madem ki yalnızdım.

Daha da yalnızlaşmalıydım.

Madem ki yalnız bırakılmıştım.

Kimse sokulamamaydı artık bana.

Hayata başladığım yere dönüyor, yeniden başlamak zorunda kalıp, kıvranıyordum. Bununla birlikte benim coronam yerimi, göğümü al kızıl kanlara boyuyordu.

Karanlık bir kırmızı, kopkoyu, derin.

Renk hiç canı yakar mı? Baktıkça yanıyordu içim gökyüzüne.

Mavi neden griydi hem de en kasvetlisinden?

Sarı neden hazalı değil de hazanı getiriyordu bana?

Ya kırmızı hiç mi Allah’tan korkmuyordu, kanatıyordu beni her an?

Yeşil ne zaman rengini hakilere teslim etmişti?

Renkler hangi demde son nefeslerini vermişti de solup gitmiş, kurumuşlardı gönül otağımda?

En iyi ben bilirdim tecriti!

Hayat beni üç oda bir salona kilitlediğinde kendimi daha da daraltmayı bir odaya hapsetmeyi…

Kitabım, kanepem, çayım, kahvem ile kocaman bir dünya kurmayı…  O dünyada gözyaşlarımdan bile sıkılmayı en iyi ben bilirdim.

Kendime duvarları yırtarak bir dünya açmaya çabalarken tırnaklarım kanadıkça güçlenmeyi en iyi ben bilirdim.

Evet önceleri ağlıyordum. Sonra derin bir sessizliğe büründüm. Her an kafamın içindeki benle kavga halindeydim. Halimi hatırımı soranlar kavganın tam ortasına düştüklerini bilmeden ateş menzilinde vuruluyordu sözcüklerimle. Telefonlara çıkmıyor, odanın kapısını hayata karşı siper ediniyor, bana ulaşmaya çalışanlara avaz avaz kahır bombaları atıyordum. Deli gibi virüsümü yayıyordum.

Giderken ağlattıklarım geldiğimde sarsılarak ağlıyordu. Giderken içleri sızlayanlar geldiğimde daha da iniliyordu. Giderken kızanlar geldiğimde kin dağlarının üzerinden haykırıyordu. Boğularak ölüyordum işte… Boğularak… Ve aslında dokunanı dağlayarak.

Adım adım yok oluyor, yudum yudum tükeniyordum.

Sonra mı ne oldu? Di’li geçmiş zaman kullandığıma göre ey okuyucum? Hala hayattayım değil mi? O da başka yazıların konusu…

Ve artık gökyüzüm kül rengi değil ve artık kırmızı aşkın rengine bürülü ve artık sarı bence hindibaya daha çok yakışıyor ha bir de nergise…

Rüzgarların ılık eseceği o günlere kavuşacağız.

Güneşin yakmadığı ısıttığı o günler uzak değil.

Dalgalar yorulacak, durulacak en sonunda.

Yeter ki inanalım.

Ve yeter ki şu tecridi adam gibi yaşayalım.

Ben yaşadım.

Ve inanın işe yaradı…

Yaradı…

 

Neslihan Sultan PALA

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK