9 C
İstanbul
Perşembe, Eylül 24, 2020
Ana Sayfa Edebiyat BU ŞİİR KAÇ PARRA

BU ŞİİR KAÇ PARRA

 

ŞİİR VE PARA İŞLERİNE DAİR, HEVESKÂR SÖMÜRÜSÜ
YA DA UDÎ NEVRES BEY TAVRI

Şair, şiir, para ilişkilerine “Şairler Kahvehanesi”nde yer yer değinmiştim. Oradan bir kaç küçük derleme sunuyorum.

***

Selçuklular’da bir dizi yüksek devlet görevlisi arasında, “Melik’uş-şu’ârâ” (şairler meliki) ya da “melik’ül-üdebâ” (edipler meliki) makamları da vardı ve buralara dönemin en ünlü şairlerinden biri atanırdı. Sözgelimi, günümüze ulaşmış bir belgede, Muhiddin Ebu’l-Fezail’inmelik uş-şu’ârâ” olarak atanmasına dair berâtta, Osman Turan’ın özetlemesiyle, atanma nedenleri ve görevleri şöyle sıralanmıştı: “Şairin baba ve dedeleri zamanından beri saltanata mülâzemet ettiği bu vazifeye getirildiği, her defa sultanın meclisinde musahiblere fesahat ve belâgatini göstermesi, nâzımlarıyla gönüllere ferahlık vermesi, mübarek günlerde ve bayram merasimlerinde tebrik şartlarını takdimden sonra güzel şiirler ve zarif sözlerle lâtif tabiatlı ve hassas kalbli olanlara tenezzüh bahşetmesi ve her manzumenin sonunda devletimizin devamı için dua ibareleri koyması (gereği) bildirildikten sonra İstiyfâ divanı kaleminde kendisine tahsis olunan maaşa tasarruf edeceği kaydedilmektedir.” (Osman Turan, Türkiye Selçukluları Hakkında Resmi Vesikalar, Türk Tarih Kurumu Y. 1988.)

***

Osmanlı dönemi divan şairlerinden biri olan Zatî, doğduğu Balıkesir Karesi’de baba mesleğini sürdürürek, zenaatkârlık ve esnaflıkla (çizme yapım satımıyla) işe başlamış. Sonra İstanbul’a geliyor, şiir yazmayı “pratik yollardan” öğreniyor. Dahası, devrin ileri gelenleri ile bağlantı kurmayı, yazdığı şiirlerle onlardan câize (bağış) ve salyâne (aylık) almayı da “pratik yollardan” öğreniyor. Beyazıt Camisi avlusunda açtığı remilci (fal bakma) dükkanı, genç şairlerin gelip gittiği bir yer oluyor. Zati burada fal bakıyor, kitap çoğaltıyor, divanlara serlehva yapıyor, tezhib ve tezyin işleri yapıyor. Dükkanı aynı zamanda “mahbub”ların (oğlanların) da buluşma yeri, onun bir yönü de bu. Hatta, Deli Birader gibi o da “açık saçık” konularla ilgili bir Letâ’if de kaleme almış, “edeb dışı” kıtalar da söylemiş.

İnalcık, Âşık Çelebi’nin tezkiresine dayanarak, Zatî’nin para karşılığı başkaları adına kaside ve gazel yazdığı rivayetine de değiniyor. “Klasik şiirin saray ve ricâl tekelinden çıkıp bir piyasa meta’ı haline gelmesinde Zatî gerçekten bir devrim sayılabilir. Bazen Zatî’ye para ve nefis yemeklerle bir er veya hâtûn, hizmetkârını gönderir, şöyle bir mahlas, kafiye ve redifle bana bir murabba veya gazel yazıp gönderesin, diye şiir ısmarlardı. (Aşık Çelebi, 279b). Patron bunu sevgilisi için kullanacak, Zatî de ‘hele sermayeden ziyanımız yok, gazel divânımızda kalır’ diye yazmaktan çekinmezdi.”

Zatî, para karşılığı başkaları adına yazdığı şiirler popüler olup ün kazanınca da sinirlenir, “bu benim şiirim” diye sahiplenirmiş. Zatî’nin geride binlerle ölçülen sayıda şiirler bırakmış olmasının sırrı da, bu ahlaki gevşekliklerinde olsa gerek…

***

Günümüzde şiir para etmiyor ve şairlerimizin çoğu neredeyse gazetelerin reklam sayfasında parasıyla şiirini yayımlatan “Şiir Kralı” Florinalı Nâzım örneği üste para vermek durumunda. Oysa eskiden şair bir tek şiir ile bile en azından meyhane parasını çıkartabiliyormuş. Şiir, pek çok kez, şairin meyhane avansı işlevi görmüş. Yöntemi birbirlerinden mi öğrenmişler, bilinmez, işte iki benzer olay.

Fikret Adil, Asmalımescit adlı kitabında anlatıyor: Bir akşam, ünlü şiiri “Kaldırımlar”ı yazdığı sıralar henüz “bohem” takılmakta olan Necip Fazıl ile birliktedirler. Tokatlıyan Oteli’nin içki de içilebilen arka salonuna gitmeye niyetlenirler ama hiç birinde para yok. Necip Fazıl, düşünüyor, sonra “Şimdi on lira bulacağım” diyor ve gidiyor. On dakika sonra da on lira ile geliyor, Hayat dergisine bir şiir sattığını söylüyor. Peyami Safa, hangi şiiri sattığını soruyor, cevap alamayınca, “Cumhuriyet’in edebiyat sayfasına verdiğin şiiri, değil mi?” diye üsteliyor. Necip Fazıl, aynı şiiri iki kez satmakta beis görmüyor!

Erdoğan Tokmakçıoğlu, Marjinallerimiz Orijinallerimiz adlı kitabında (Gür Y. 1990) anlatıyor: Bu kez Ankara’dayız, Hayalet Oğuz ile Karpiç Lokantası’na gitmek niyetindeler, ancak ikisinde de para yok. (Anılarda çok geçen bu ünlü lokanta Ulus’taydı, benim Ankara’daki öğrencilik yıllarımda son demlerini yaşıyordu, bir iki kere gitmişliğim var). Para bulmanın yöntemini Hayalet Oğuz söylüyor: “Ortaklaşa şiir yazacağız, Salim Şengil’e satacağız. Şiir başına yedibuçuk lira veriyor.” Şengil o sıralar Seçilmiş Hikâyeler dergisini çıkarıyor. İlk dizeyi Hayalet Oğuz yazıyor, ikincisini Tokmakçıoğlu. İki şiiri tamamlayıp, Şengil’den on beş lira alıyorlar, Karpiç’e yollanıyorlar. Tokmakçıoğlu, “Şiirlere gelince… Oğuz Halûk adıyla yayımlandı, Seçilmiş Hikâyeler dergisinde. İnanmayan derginin 1955 yılı sayılarına bakabilir.” diye yazıyor.

Açtım baktım, Seçilmiş Hikâyeler’in o yıla ait Temmuz ve Kasım sayılarında gerçekten de Oğuz Halûk imzalı iki şiir var ve dizeler, iki farklı kişi tarafından yazıldıklarını belli etmeyecek mantıkî bir sıra izliyorlar. “Han Uşağı” şiiri Asmalımescit’te bir handa çalışan emekçinin ağzından konuşurken, daha uzunca bir şiir olan “Derin Son”, Tepebaşı dolaylarında dolaşan bir bohemin izlenimleri üstüne kurulu. İlginç olan şu, ikili Ankara’da bile İstanbullu şiir yazıyorlar! Bu şiirler, Sezer Duru ve Orhan Duru tarafından yayına hazırlanan O Pera’daki Hayalet (YKY) kitabında da yer alıyor.

***
Demek ki o yıllarda şairlerimiz “şiir kursu” vermeyi akıl edememişler ya da şiir para ettiği için öyle bir yola gerek duymamışlar. Lakin bir de Udi Nevres Bey tavrı var. Alanında “virtüöz” kabul edilen bu ud sanatçısı, yoksulluk içinde öldü, cenazesini de belediye işçileri kaldırdı. Bir paşanın kızına yüklü bir ücret karşılığı ders vermesi istendiğinde reddetmiş, soranlara gerekçesini “O kız yeteneksiz. Ona ilerde ‘Hocan kim?’ diye sormazlar mı?’ diye açıklamıştır.

Bu arada, yüklü bir ücret talep ederek “şiir kursu” verme türü işleri telif hakkıyla, akademik çalışmalarla bir tutanlara hatırlatmak isterim: “Öğretmek” başka şeydir, “heveskâr sömürüsü” başka!

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikŞİİR evet ŞİİR
Sonraki İçerikAYŞEGÜL SAKSILARI

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK