9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Anı Bir Kaşık Alınganlaştı Bedeninde Bardağın

Bir Kaşık Alınganlaştı Bedeninde Bardağın

Bir Kaşık Alınganlaştı Bedeninde Bardağın

Kimileri paylaştığı yaşamdan sıkılıyor. Kimileri paylaşmayı paylaşamadığı hayat içindeki yalnızlığına kahredip şifreye alıyor onu. Beyhude bir çaba içine giriyor şifrelediği hayattan çıkmaya çabaladıkça. O bildik kişilere koşuyor, o bildik zamanlara ve çözüyor bir bir şifrelediği yaşamını. Anlatıveriyor durmadan içinin gizlerini. İlk başlarda iç boşalımın verdiği bir rahatlıkla görece bir mutluluk yakalıyor; fakat sonradan paylaştıklarının ağırlığı gelip bulunca kendini, ilk yanılsamayı, ilk kırılmayı yaşıyor. Öyle değil işte o bilinen hayat. O ayrı işler kendini, sen ayrı düşünürsün kendini, hatta yerini.
Dostluk farklı bir kavramdır, tanışıklık ayrı… dostluk ayrı bir paylaşımdır, selam verip geçtiğin ayrı… Senin aradığın dosttur, dost olmadan konuştuğun ve her şifreni çözdüğün seninle aynı yöne dönmez; hatta sen anlatırsın, dur bakalım o dinler mi seni? O nedenle komşu komşu yaşamayı öğrenmek yürek ister ve bu yüreği karşılıklı kefelere koymadıkça hep altında kalır insan. Oysa biz durmadan kapıları kapatıyoruz birbirimizin yüzüne. Kapıların ardına gizlediğimiz hayatlara dönüyor ve   böylece kahrolası o yalanlara sığınıyoruz.

 Geçen gün birkaç dost yüzle bir araya geldik bir kafede. Camlarından baktık ilk tutukluluğunu alan sulara. Kapaklar nasıl olsa açılmıştı. Kıyıları karla kaplıydı Munzur’un. Bütün canı yanmışlığına rağmen, her nefes aldığında o güzelliğini sunuyordu gözlere. Mavi Köprü’ye, Düldül dağına daldık. Ertelenmiş zamanları konuştuk, giden zamanlardan dem vurduk. Işıltılı gözler gidip geldi uzaklara. Sahi ne kadar yalnızmışız ya da ne kadar kendimizmişiz yazdıklarımızla? Niçin yazıyoruz, nasıl tutunuyoruz hayata? Gelip geçti sorular sağanağı. Gözlerin ışıltısı buldu beni, yalnızlık demlendi yüzümde sorular içinde. Yolculuklarımızdan konuştuk, çocuksu atan yüreklerin sabahından. Bir bardak şakıladı, bir kaşık alınganlaştı bedeninde bardağın. Durdu ve kavradı ince belli bardağı eliyle genç kız. Güldü birden bire. Bir gülücüğe neler verilmezdi şu sıkışık hayatta? Sabahını düşündüm, karlı dağların ardında vurulan yürekleri… Günbatımlarını düşündüm, gün batımında yitip giden bedenleri… Kanla palazlanan tacirleri, kuyruğunu kısıp yaltaklanan hazır yiyicileri… Cehennemi ve cenneti elinin altına koyanları… zebanileşip kabaranları… Bir dost yüzde bütün bunlar nasıl sorgulanır ki?

İçimize gömülüp kalmışken, kurtaramıyoruz kendi yasasızlığımızdan kendimizi. Ses vermek mi yaşama, ses almak mı yaşamdan? En çok ses alınır oldu, en çok ses yitimi bizde. Oysa kimileri yazan insanlara akıl veriyor, tür belirliyor, bunlar da yazı mı, diyor, bir diğeri kapı dışarı ediyor, öteki oturduğu yerin efendisi oluyor. Olabilir de, bundan korkmanın gereği yok ki! Yazıysa kalıyor, değilse gidiyor, bunun için o kadar yorulmanın da anlamı yok. Birilerini kapı dışarı etmek için kabadayılaşmanın da… Bunu da sineye çeker yazan. Ya ötekisi? Yani anlayacağınız herkes kendine bir sınır çizmiş farkında değil.

Mutluluk bazen iki dudak arası, bazen iki kaş arası, bazen dağın arkası, bezen deniz kıyısı. Belki de hepsini birden tutmaya çalışmamızda bütün mesele. Yetinmek istenmiyor, daha çok diyorlar yarına, daha çok diyorlar ceplere, daha çok diyorlar makinelere daha… İçimiz dışımız örülmüş o düzenle, her dişlinin arasında öğütülüyoruz durmadan. Öğütülen kişilikler, öğütülen sevinçler, öğütülen mekanlar, öğütülen çoçuklar… En çoğu da öğütülen çocuklar! Bakıp duruyoruz uzaktan, bakıp duruyorlar kendi ipinin canbazı olanlar…Madde bağımlısı  genç, kim nasıl buldu bu pazarı? Madde bağımlısı bedenler, ona ne! Evine ekmek götürmeyenler varmış, beni ne ilgilendirir, der geçerler. Her gün yaşadığımız doğa talan ediliyor, dersin. Kapıma kadar gelmedi ya! Deyip yaşananları makulleştirirler. Bir soysuzluk içine girilmiş kapının ardında yalancı sözler. Hangi zamandan dönüp baksan ona, uzaktan bir el sana nanik, ediyor.

İnsan arada komşu komşu, şöyle mülayim mülayim yaşayayım, diyor;ama olmuyor. Yılbaşında çekilen biletlerin tatlı rüyası bu, asıl cehennemde bu susuşlardan kopuyor. Ve beyinlerin talanından bütün çirkinlikler büyüyor. Sessizlik mi, ses mi? Artık geresini siz düşünün. ” Gidenler geri gelmiyor.”

Burhan GÜNDOĞAN

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK