9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020

BERBER  

BERBER

Uzun ve sıkıntılı bir gün sonunda üzerimdeki ağırlıkları attığımda belki biraz rahatlarım diye, berbere gitmeye karar verdim. Takıntı boyutunda alışkanlıklarım çok azdır. Berber de bunlardan birisidir. Ama berberime çok uzağım. Bu boğuculuktan kurtulmanın vakti geldi. 

Gölgemin takipçisiydim, kulaklarım evlerden gelen çocukların bağırtıları, burnumda sardunya kokuları. Mahallenin daracık sokaklarının ve çiçek kokulu balkonlarının gölgesinden ağır ağır yürüyorum. Rüzgâr saçlarımı yalayarak geçerken hafif hafif havalandırıyordu. Kendimi biraz rahatlamış hissettim. Bu uyanışla birlikte kapısının önüne tanıtım ve satış için şekerlemeleri, leblebileri çıkartmış şişman tıknaz beye baktım. Kaldırımları temizlemekle meşguldü. Başını kaldırdığında göz göze geldik. Tam bana bir şey diyecekti ki ağzının içinde bıraktı tüm sözcükleri.
Beyefendi berber arıyorum, dedim sakin ve günün en berrak sesiyle.

Adam elini beline koydu diğer elinde süpürgesi atlayıp gidecekmiş gibi durdu ve bir adım ileri çıktı boynunu uzattı. Bakar mısın gardaşım, dediğinde boynunu uzatarak baktığı yere doğru baktım. “Şu ileride gördüğün havluların olduğu yer berber dükkanıdır,” dedi.

Çok uzak değildi bir sigara içimlik kadardı. Zaten yarısı bitmişti, oraya ulaştığımda diğer yarısı daha bitti. Dudaklarımı bu sıcakta yakmak istemem. Süngeri kalan izmariti atacak bir çöp kutusu aradım, ama yoktu. Dükkanın yanındaki manavın çürükler için bulundurduğu kutuya attım. Tekrar geriye döndüm kaldırımın altında bir yerde yer alan dükkana birkaç adımla indim. Önünde çeşitli havlular vardı. Doğanın kendisinden yararlandıkları her hallerinden belli oluyordu. Kapı kolu kırık, camdaki kir ise tül görevi görüyordu.

Kapıdan içeriye girdiğimde karşımda kocaman bir nal ve yanında da mavi boncuklar vardı. Dışarı çıkacaktım ki kuru, kavruk birisi “Abi hayırdır?” dedi. Kimi aramıştınız?
-“Berber aramıştım.
-“Abi burası berber dükkânı işte.”
Ben bir an şaşırdım. “Nalları ve boncukları görünce bir nalbant falan zannettim. Kusura bakmayınız.” dedim.
Kavruk adam, dudağının kenarında hafif bir gülümsemeyle “Abi şaka yapıyorsun değil mi?” dedi.
Artık içerideyim. Daha sıkı bir gözlem yapıyorum. İçeride köşede, orta yaşlarda  kirli sakallı, bir elinde kalem, önünde gazete okuyan beyle göz göze geldim.
 “Merhaba beyefendi. Çok şakacısınız. İronik de olsa haklısınız,” dedi.
Anladım, dışımdaki adam biraz felsefe biraz siyaset karıştırıyor. “Berber dükkânının at nalıyla, mavi boncuklarla ne işi olur?
Adam, “Ne yalan söyleyelim, biz de adamımla günün ganyanını oynuyoruz. Altıncı ayakta ne gelir falan diyorduk ki siz damladınız.”
Ben de “Tamam anladık da boncuk...” dedim. Daha cümlenin sonunu getiremeden “Tamam abi, çok sağ ol. Evet, altıncı ayakta “Boncuk”, sürpriz bir at gelirse iyi para kaldırırız. Siz de anlıyorsunuz bu işlerden bravo abi!”
Nasıl yani? Ben berber dükkânıyla boncuklar arasındaki ilişki nedir, diye soracaktım.”
Ben de altıncı ayakta “Boncuk” adlı attan bahsediyorsun zannettim. Bu işte de bir hayır vardır. Allah seni konuşturdu.” dedi.
Kavruk berber bir ona bir bana bakmaktan gözleri şaşı olacaktı. “Abi, istersen otur.” dedi.
Siyah koltuğun kolların konduğu bölümü iyice aşınmış yanlarında küçük ipler çıkmış lifli bir hıyarı anımsatmaktaydı; oturdum.
 “Abi ne olacaksın?
Sadece sakal, dedim.
Gömleğimin yakasını bir tezgâhtar zarafetinde katladı ve üstüne gri bir havluyu koydu. Sonra “Abi jilet mi ustura mı?”
İlk defa bir berber bana iki seçenek sundu. Bir an şaşırdım “Nasıl yani?
Ama usturanın sağlıklı olmayacağını düşünerek o anlık gelgitlerle “jilet” tercihimi kullandım.
Derby jilet bıçağını kutusundan çıkardı. Dikkatli şekilde onu izliyorum. O da onun farkına vardı, biraz daha özenli davranmaya başladı. Bütün bıçağı eline aldı ve parmakları arasında bir çıtla kırdı. Diğer yarısını kutunun içine koydu. Diğer yarısını taktı. Bu işlemleri bıçağa bakarak değil aynaya bakarak belki de bana bakarak yapıyordu.
Yüzümü bir taraftan köpürterek ilk sorusunu patlattı. “Abi nerelisiniz?
Kirli sakallı bey kuponun son rötuşlarını yaptıktan sonra berbere seslendi, “Adamım borcun 10 TL.” dedi.
Berber “Hallederiz, iş tamam,” dedi. Bana sorduğu sorunun yanıtını halen bekliyordu.
Adetim değildir, bu tür sorulara direkt yanıt vermem. Hem mevzu olsun hem de katılımı mı göstermek istedim.
Abi Çanakkaleli gibi duruyorsunuz.
Çanakkaleli gibi durduğumu bilmiyorum ama onların fiziksel özelliklerine benzemediğimi söyleyebilirim.”
 “Ne bileyim abi konuşman falan bir değişik geldi bana.”
 “O zaman bir ipucu vereyim. Orta Karadenizliyim.”
 “Zonguldak mı abi?” dedi.
 “Hımmm yaklaştın hadi.
 “Sahi sen nerelisin?
 “Abi ben Zileliyim.”
 Şaşkın ve heyecanla “Cidden mi?”
 Berber, bu kez benim yanıtıma şaşırdı. “Tabii abi.
 “Sen ne mezunusun?” dediğimde.
 “İlkokul birden mezunum.”
Benim bu sorum onu üzmüş ve yormuş olmalı ki alaycı bir yanıt verdiği her halinden belliydi.
Yüzümde de hayli yol aldı. Bıçak altındayken adamla ne kadar ters gidebilirdim ki, sustum. Onu aynadan izlemeye çalışıyordum. Yüzünde ilk karşılaştığım tebessüm ve saklı gülücükler yoktu. Şimdi sakladığı diğer yüzü vardı. Belki içinden “Allah diyor ki at şuna bir bıçak, görsün benim ne mezunu olduğumu.” falan diyordur diye onun adına düşünceler içindeydim.
At yarışçı adam imdadıma yetişti. Sahi adamım “Zile coğrafi olarak nereye düşüyor?
 Berber, “Dedim ya abi, ben ilkokul bir mezunuyum.”
 “Oğlum ne kızıyon sana ‘nere mezunusun demiyorum, nere doğumlusun?diyorum.” dedikten sonra devam etti.  “Hangi atın Arap, hangisinin Acem olduğunu biliyorsun da Zile’yi mi bilmiyorsun?” dedi.
 “Ama gerçekten Zile hem İç Anadolu hem de Karadeniz’e düşmekte. Bazen ben de şaşırıyorum. Şaşırmamın sebebi, ikliminden falan.” dedim.
 Berber, “Tamam abi, bitti başka bir şey ister misin?” dediğinde, bir daha berberle tartışmak mı?
 “Başka bir arzun var mı?” dediğinde rahat bir nefes aldım.

1 YORUM

  1. Merhaba;
    Berberlerin işsiz kaldığı bu süreçte, BERBER’imize böyle giydirilmesine üzüldüm.
    ama diğer taraftan ilk defa bir berberlik üzerine öykü yazılması beni sevindirdi.
    Elinize sağlık sevgili yazarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK