9 C
İstanbul
Pazar, Eylül 27, 2020

ASKIDA EKMEK

  ASKIDA EKMEK

  Hayli zaman oldu mesai biteli ama ben yarına yetişecek işleri biraz daha çabalayarak bitirme telaşı içindeyim. Çantamı elime aldığımda bana yardımcı olacak eşyaları da içine atarak çıktım. Osman Efendi bugün binada nöbetçi. Kapının önüne geldiğinde, hazırlanmış çıkmak üzereydim.

 “Hocam yine geç kaldınız, evinizde bekleyeniniz yok mu sizin?” dedi. Sorusunu küçük bir tebessümle karşıladım.

  Yarım saat vardı belediye otobüsünün kalkmasına. Ceketimin yakasını iyice kaldırdım. Ana yol üzerindeki tahta köprüden mi kestirmeden mi gideyim? Bir an karar veremedim. Köprü zamanımı alacak. En iyisi kestirme yol dedim.

 Oluşturulan dereciklere bakılırsa kar bayağı etkili olmuş. Küçük taşların üstünden atlayarak biraz da ıslanarak ilerledim. Ne güzelmiş bu kestirme yol. Ihlamur ağaçları, muşmula ağaçları, etrafta kır çiçekleri, kokuları ve buna bahar coşkusuyla eşlik eden kuşlar, havayı dolduruyorlar sanki!  İyi ki buradan gelmişim. İçim nasıl sevinç dolu.

  Ağaçların bitimi sonrası uzun bir yeşil alan var bu bölgede. Parkın içinde sağa sola serpiştirilmiş bir kaçta bank. Banklardan birinde oturan genç adamın kalktığını ve bana doğru yürüdüğünü fark ettim. Yaklaştıkça belirginleşiyor. Üstünde eskimiş bir siyah ceket, içinde kirli bir tişört, ayaklarında bir o kadar yırtık ve hırpalanmış terlikleri var. Bir omzu aşağıda, diğeri yukarıda. İyice yaklaştığında, beti benzi atmış bir vaziyette, “Bir ekmek parası.” dedi.

 “Merhaba, elin ayağın tutuyor çalışabilirsin.” dediğimde;

 “Doğrudur abi, iş bulsam çalışacağım ama yok. Her işi yapamıyorum; bulduğumda çalışıyorum zati. Ama bugün bulamadım işte!” dedi.

  “Adın ne?” diye sorduğumda;

  Abdulbaki, ailem “Abdul” çevremdeki insanlar da “Abdi” derler.” diye cevapladı.

  “Karnını doyurmak ister misin?” dediğimde hafifçe başını aşağı eğdi. Neden olmasın der gibiydi.

   Yolumuzun üzerinde bir simit evi vardı. Ona börek ve çay ısmarlarım, belki  biraz da sohbet ederiz diye düşündüm. Aksilik bu ya! Simitçi kapalı. Onun yerine “İstersen sana ekmek alayım mı?” dedim. Yine başı aşağıda ses çıkarmadı.  Ekmek Teknesi adlı fırın, simit evinin 100 metre ilerisindeydi. Birlikte oraya doğru yürümeye başladık.

  “Sen burada bekle. Ben ekmekleri alıp geleyim.” dedim. Yolun kenarında çakılı kaldı. Fırına girdim.

   Kadın, “Kadim oğlum, Allah’a isyan etme ekmek teknesinde.” diyordu.

  Oğlan “Niye anne?” Bu ekmek teknesinde her geçen gün bir şeyler eksiliyor, farkında mısın? Nüfus çoğalıyor, insanların ekmek ihtiyaçları artıyor. Ama biz sabahın köründe harın başına geçip alın teri dökenler niye hiç kazanmıyor! Kazananlar niye hep başköşede oturanlar! Hadi söylesene! Biz niye bu pastadan pay alamıyoruz!” diyordu.

    “Kadim, dört ekmek bir de “askıdan” olsun.” diye seslendiğimde önce şaşırdı. Sonra “Abi tam buğday değil miydi?”

  “Hayır, Kadim. Baston olsun, sonra anlatırım sana.” dedim. Ekmekleri bir naylona doldurdu. Poşeti alıp karşı tarafa geçtim. Beni bekleyen gence uzattığımda ekmeğe bir sarılışı vardı ki sanki uzun süredir özlemini çektiği bir sevdiğini kucaklar gibiydi. Bana yürek burkan acı bir bakışla; “Allah razı olsun abim.” dedi ve hızla yanımdan uzaklaştı. Bir süre arkasından bakakaldım. Böyle dünyanın da…

  Fırına geri döndüm. Kadın kaldığı yerden, “Öyle değil mi beyefendi!” diye bir şeyleri tasdik ettirmeye çalıştı. Bense ne demek istediğini anlayamadığımdan “Ne öyleydi!” diyebildim.

   Kadın, “Oğlanın isyankârlığına. Onu diyordum ya!” dedi.

   “Ha öyle mi!” diyebildim.
   Kadim’le daha önceden tanışıyorduk. Daha doğrusu onun düzenli müşterisiyim. Kadim iş yerini dayısından devir almış. Çağdaş bir yaklaşımla fırını idare etmeye çalışıyordu. Yani halka sağlıklı ekmek yedirmek istiyor. Bu da doğal olarak maliyetlerini artırdığından rekabet gücünü azaltıyor. Kadim aslında birçok konuda haklı.

 Durum açık, hikâye uzun ve acıklıydı. Kadim konuşmaya hevesli. Yine “Askıda Ekmek, 12.” yazılı, fırının önündeki tabelada. Bu da gösteriyor ki 12 adet bedava ekmek yine birilerinin karnını doyuracak.

 Kadim, kaldığı yerden devam etti. “Bak abim, felsefesi çok eskiye dayanıyor bu. Sağ elin verdiğini, sol elin görmeyecek derler ya! Yardımlaşma ve dayanışmanın çağrısı ve ilanıdır askıda ekmek, biliyor musun? Gerçi insanlık tarihinin her döneminde yoksulluk olmuş ama yoksulluğun bir gün herhangi bir nedenle hepimizin kapısını çalacağını unutmamak gerekiyor. Ancak “Açlık ve Sefalet” insanlığın yüz karasıdır.” dedi.

3 YORUMLAR

  1. Güzel olmuş yüreğine sağlık. Oldukça akıcı bir dille anlatmışsın öyküyü. Kurgusuda gerçek yaşamla örtülmüş. Başarılar diliyorum kardesim. Selamlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikOğul
Sonraki İçerikKaos Karşısında…

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK