9 C
İstanbul
Pazar, Eylül 27, 2020

ARANAN ADAM

ARANAN ADAM

Bu sabah yataktan hiç kalkmadım. Çoktandır düşünüyordum bunu. Başkaları sabah nasıl kalkar bilmiyorum… Beni, her sabah çıngıraklı bir yılan uyandırır… Her akşam, nefretle kuranın saati. O, her sabah, saat 6.30’da korkunç sesiyle yılan gibi sokar. Uyandırır beni. Hep düşündüm. Allahın cezası şu saati, ötmeye başlar başlamaz keserle tuznan buz edeyim… Bakın bir gün ne oldu… Şimdi düşündükçe kıs kıs gülüyorum. O gün müdürden izin aldım. İşim varmış da, azıcık geç kalacakmışım.
Yalan. İşim filan yok… Efendim. O gece, bu çıngıraklı yılan yine kurdum. Kıs kıs gülüyorum içimden. Sen, yarın saat 6.30’da ötmeye başla … Öt sen… Durmadan öt… Sana şöyle bakacağım… Ondan sonra sağdan sola dönüp horul horul uyuyacağım… Her şey düşündüğüm gibi oldu. Çıngıraklı yılan öttü durdu o sabah… Hiç aldırmadım… Sağdan sola döndüm. Tam horul horul uyuyacağım, karım dürtükledi… Yahu dur… Yahu dur dinle beni… Dinledi…

-Haklısın, hastasın sen … Yat uyu, dedi…

Yat uyu… Nasıl uyursun kardeş… İşte ilk o gün düşündüm yataktan hiç kalkmamayı… O gün mü düşündüm? Yok yahu otobüste aklıma geldi bu… Şimdi efendim ben… Hayır… Nerde oturduğumu söylemem… Ben her gün, sizler için birçok şey arıyorum, buluyorum… Siz de benim nerde oturduğumu arayın bulun… Her sabah çorap aramaktan bıktım.

-Sevgili karıcığım dedim bir gün. Şu çorapları belli bir yere, ne bileyim, istersen ceketimin cebine koy… Çorap aratma bana…

-İnsan aradığı her şeyi bulamaz dedi karım yumuşak bir sesle… Sonra gözlerimin içine bakarak şöyle devam etti… Örneğin, ben, sende aradıklarımın tekini bile bulamadım.

Haklı… Bu konuda bir kitap yazacağım… Kitabın adı Arayıp da Bulamamamın Temelleri olacak… Benim çok güçlü bir kalemim vardır. Bu konuyu, otobüste, işe gidip gelirken düşündüm… Aslında otobüste düşünmeyi değil, okumayı severim… Sabah gazetemi otobüste okurum… Yahu şu işe bakın siz… Efendim bu ülke adam olmaz. Yahu ne demek bu… Cemil yine geçemedi Fenerbahçe’ye… Şimdi ben Cumhurbaşkanı olsam sorarım Cemil’e… Sen Fenerbahçe’de oynamak istiyor musun? Evet efendim. Peki niçin oynamıyorsun? Bırakmıyorlar efendim? Kim bırakmıyor? Şunlar şunlar… Öyle mi peki… Çağırın şunları şunları… Öyle mi peki… İşte size 24 saat süre… Ya Cemil’i bırakırsınız, ya da ben yapacağımı bilirim. İşte o kadar. Fenerbahçe’ye yapılan haksızlıklar canımıza yetti. Yeter artık.

Efendim, ben olsam otobüste gazete okumayanlara oturmayı yasak ederim. Bu olmuyorsa, numaralı yapsınlar koltukları. Herkes gelir, numaralı koltuğuna oturur. O zaman hiç kimse, oturacağım diye boş otobüs aramaz. Arayan bulabiliyor mu? Bulamaz… Birinci temel bu. Arayan, aradığını bulamaz. Bu konuda bol deneyimim var… Bir gün müdür, aranan evrakları bulamıyorum diye bana çıkışıyordu… Bana çıkışırken de gözlüğünü arıyordu. Eğiliyor, kalkıyor, çantasını, cebini, çekmecelerini karıştırıyor. Bir türlü bulamıyor gözlüğü. O sırada aranan gözlük nerde biliyor musunuz… Alnın tam üstünde… Kafasında… Müdür gözlüğü arıyor. Bulamıyor. Ben gözlüğü aramıyorum. Ama gözlükle göz gözeyim. Bakın, sonra ne oldu. Müdür kanter içinde koltuğuna oturdu.

– Evde unuttum herhalde, dedi. Aramayı bıraktı. Resmen bıraktı… Tamam… Aramayı bırakır bırakmaz aranmayan gözlük pıt diye burnumun üstüne indi.

Hep böyle olur. Aranan bulunmaz. Aranmayan bulunur. Kitabımın birinci temeli bu.

Karım, annesinin evine gitti. Bir daha dönmeyecekmiş. Bir türlü anlamadı beni. Evet, birçok şeyi, sık sık saklarım… Ama bir deneme bu. İnsanları deniyorum… Tam evden çıkarken… Anahtar… Nerde anahtar? Ayol, deli olacağım, şimdi  masanın üstüne koymuştum. Yok işte… Yer yarıldı yerin dibine girdi… Peki sevgili karıcığım, yemek tenceresine koymayasın… Yemek tenceresi mi? Ayol yemek tenceresine anahtar konur mu? Bakıver canım, insanlık hali… Anahtar benim cebimde… Ama karım yemek tenceresine gidiyor…

İkinci temel. İnsan bir şey ararken bilincini yitirir…

Bir tarihte ayakkabı alacaktık. Karımla bir mağazaya girdik. Ayakkabıları giyip çıkarıyoruz. Derken ayakkabılardan birini sakladım. Sakladığım ayakkabının tekini giydim. Evet… Bunu beğendim… Tekini rica etsem… Emredersiniz, buyurun efendim… Ama bu değil… Ha, evet… Özür dilerim. Şu olacak herhalde… Hayır… Bu mu yoksa… şu olmasın… Oğlum, ayakkabının teki nerde?

Burda değil miydi… Nerde bu ayakkabının teki… Allah allah… Evet nerde? Hadi bulun bakalım… Herkes kolay sanıyor… Ben, sabahtan akşama kadar evrak arıyorum. Binlerce, yüzbinlerce dosyaya tıkıştırılmış milyonlarca kağıdın içinden bilmem ne tarihlisini bulmak…

Hiç kimse küçümseyemez bu işi… İşte on tanecik ayakkabı var ortada… Hadi bul bakalım tekini… Ben, şunu bilir şunu söylerim. Şimdi efendim, herkes kendi evrağını yanında taşırsa her şey düzelir. Bu iş çok önemli… Kardeşlerim inanın bana üçüncü dünya savaşı bulunamayan bir evrak yüzünden çıkacak. Sen ey müdür, o zaman ”Yangında İlk Kurtarılacak Evraklar”ı kurtar bakalım. Yahu, ben nerden bileyim, odacı Mehmet Efendi evinin kira sözleşmesini “Yangında İlk Kurtarılacak Evraklar” dolabına saklamış. Müdür, sözleşmeyi burnuma uzata uzata soruyor, neymiş bu … Şu garip işe bakın. Müdür, ev sözleşmesini aramadığı için, eliyle koymuş gibi buluyor. Mehmet Efendi, köşe bucak sözleşmesini arıyor, bulamıyor… Bundan sonra hiç bulamayacak Çünkü yaktım. Küllerini de kenefe attım.

Aramış da bulamamış… Karıma kaç kez söyledim. Bende bir şey arama. Ararsan bulamazsın. Aramazsan bulursun… Bunun boş felsefe olmadığını anlayacak karım. Kitabımda bütün bunlara tek tek göstereceğim.

Kıs kıs gülüyorum şimdi. Herkes beni arayacak… Hele o genel müdür… Efendim, gazeteye ilan vermişler. Genel müdür sekreteri olarak üst düzeyde çalışacak bayan eleman aranıyormuş. İngilizce bilmek gerekliymiş. Öyle mi… Al sana… Oturdum bir mektup döşendim. Türkiye’de iktisat, İngiltere’de Oxford’u bitirdim. İngilizce, Fransızca, Almanca, Japonca, Ispanyolca biliyorum. Otuz yaşında, sarışın, uzun boylu, çocuksuz dulum.

Ondan sonra oturdum, kim eleman arıyorsa hepsine bir mektup… Tecrübeli Vinç Operatörü… Çocuğa bakacak yardımcı bayan… Satış temsilcisi… Fabrikaya ortak… Makine Mühendisi… Kaptan… Kimya mühendisi… İlanları okurken dikkat ettim. Ne tuhaf meslekler var. Overlokçu, çift iğneci, singerci, ofset ustası, tesisat formeni… Öyle mi… Alın öyleyse… Hepsine bir mektup… Hepsine ayrı bir adres… Kıs kıs gülüyorum. Adam çift iğneci arıyor, ne demekse çift iğneci… Belki yıllardır arıyor. Bir gün mektup geliyor. O da ne, tam aradığı adam… Ara, bulursun sen. Hiç kimse evrak memuru aramıyor. Neden? Var çünkü… Orda bir evrak memuru var. Hazır… Buyruğunuzda… Bizim evrak n’oldu? Şu evrağı bulsana… Evrağı getir… Evrak… Evrak ha … Bütün evraklar cehennemin dibine…

Bakın neler olacak… O çift iğneci arayana, o üst düzeyde sekreter arayana… Onlara bir değil, bin mektup yazacağım. O genel müdür bütün İstanbul’u dolaşacak… Dul, sarışın, uzun boylu sekreter… Ara bakalım sen… Dur bak… Genel müdür efendi bütün Türkiye’yi dolaşacaksın sen…

Mersin’den, Çorum’dan, Mardin’den adresler vereceğim… Ara o sekreteri… Ara da bul bakalım… Gülmekten çenelerime ağrı girdi. Bütün evrakları yeniden düzenledim. 1975’i, 1965’e, 1968’i, 1958’e, 1958’i 1934’e, 1943’ü 1945’e soktum. Sonra aklıma şeytanca bir düşünce geldi. Dosyaların tarihlerini değiştirdim. 2100, 2958, 3551, M.Ö. 1751, M.Ö. I. yüzyıl, M.Ö. 106… Bilmem ne tarihli, bilmem kaç numaralı… Numara mı… Evet numaraları da değiştirdim… Şöyle yaptım. Tarih: M.Ö. 1503- No:l95808151976432011580091172111222300801 Hadi bakalım. Bulun evrakları… Müdür hiçbir evrağı bulamayacak. Masasını tertemiz ettim. Tek bir evrak bırakmadım. Bana geçen yıl, geceli gündüzlü tam beş gün evrak arattı. Ben, kanter içinde evrak ararken, o durmadan konuştu… Bende beyin yokmuş… Beyin olsaymış evrak memuru olmazmışım. Evrakı bulamazsam beni perişan edecekmiş… Zavallı beynim allak bullak oldu… Yalvardım. Nolur efendim bir saat aramayalım, evrak kendiliğinden bulunur, dedim… Bir bağırdı bir bağırdı zavallı yüreğim duracaktı neredeyse… Sen, evet sen… Sen müdür efendi, bundan böyle ölene dek evrak arayacaksın.

Herkes beni arayacak…

Karıma bir mektup gönderdim. Milli Piyango’dan büyük ikramiye çıktı. Gel sevgili karıcığım dedim. Gelecek … Beni arayacak.

Ben neyim? Sekreter, tecrübeli vinç operatörü, kaptan, çift iğneci, kimya mühendisi, satış temsilcisi, sorumlu müdür, kaportacı, badanacı … Bu elemanları arayan firmalara mektupla başvurdum. Hepsi gelecek… Beni arayacak.

Dairedeki bütün memurlar… Daireye gelen bütün insanlar… Hadi bulun bakalım, nerde evrağınız? Hepsi beni arayacak… Arasınlar… Kimse bulamaz beni… Yataktayım… Hem de bir otel odasında… Kıs kıs gülüyorum. Beni burda aramak kimsenin aklına gelmez… Beni çok arayacaklar… Ali üzülür ama… Her akşam bira içtiğim arkadaşım… Biliyorum ağlar bile… Ben gibi… Ağlama arkadaşım… Bakma benim ağladığıma… Çıkamam bu yataktan… Ha, anlarım bütün evraklar yok edilir.  Yalnız dairedekiler değil. Dünyadaki bütün evraklar… Hepsi yakılır, külleri denize atılır. İşte o zaman yataktan çıkarım.

Otobüs filan aramıyorum artık… Karda kışta durağa ister gelsin, ister gelmesin… Bütün otobüsler yerin dibine… Cemil’i bile düşünmüyorum. Fenerbahçe’ye girerse girer… Bana ne… Ben artık arayan bir adam değilim… Ben aranan adamım… Yarından tezi yok binlerce insan beni arayacak…

Kitabımın bir temeli de şu olacak. Aranan adam olmak istiyorsanız, hiçbir şey aramayın… Benim gibi…

– Cengiz Gündoğdu, Akanyıldız, İnsancıl Yayınları, İstanbul, 1996 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK