9 C
İstanbul
Perşembe, Ekim 1, 2020
Ana Sayfa Eleştiri ALEVİLİĞİN SIRRI: HALLACI MANSUR

ALEVİLİĞİN SIRRI: HALLACI MANSUR

ALEVİLİĞİN SIRRI: HALLACI MANSUR

Hallacı Mansur; 858-922 yılları arasında yaşayan, aykırı düşüncelerinden dolayı dönemin İslam uleması ve yönetiminin büyük tepkisiyle karşılaşıp Bağdat’ta kolları ve ayakları kesilerek idam edilen bir halk bilgesi, bir halk kuramcısıdır. Alevilikte Hallacı Mansur’un çok temel bir yeri vardır; ilki Alevi felsefesinin temeli olan “Varlık Birliği” kuramının esasının H. Mansur’a dayanması, diğeri ise görgü cemlerinin olmazsa olmazı olan “Darı Mansur” denilen ceme katılan canların topluluktan rızalık almak için sorgudan geçme ritüelini oluşturması ve ikrar vermiş canların Mansur gibi kararlılıklarının temsilidir. Bu önemle ki, haklı olarak bu eserin yazarı Önder KULAK, Hallacı Mansur’a Aleviliğin sırrı nitelemesiyle yaklaşarak bu sırrı aralama çabası içine girmektedir.

Eserin yazarı Ö. KULAK, H. MANSUR’un felsefesini ortaya koyarak bu temel üzerinden Alevi felsefesi ile kesişme noktalarını bulmaya çalışır. Bu noktada, bir yandan H. Mansur felsefesi, ilk elden kendi nefesleri ve eserinin (Tevasin) odak alınması suretiyle ortaya konulurken, diğer yandan Alevi kaynaklarından da geniş boyutta yararlanarak sorunun doğru bir zeminde irdelenmeye çalıştığını görmekteyiz. Tüm bunun ötesinde yazarımızın Alevi geleneğine ve düşüncesine de yabancı olmadığını söyleyelim. İslam felsefesi (tasavvufu) bir yönüyle Platon, Aristoteles ve Pitagoras gibi antik Yunan düşünürlerinden bir yönüyle de İskenderiye okulu da denilen Yeniplatonculuk’tan (Plotinos’un felsefesi) etkilendiği bilinir. Yazarımız, H. Mansur’un felsefesini irdelerken “Mansur da İslam geleneğinde varlığını kuvvetli biçimde hissettirdiği bir ortamda, Plotinos’un felsefesiyle doğrudan ve dolaylı olarak ilişkilenmiş ve belirli ölçüde etkisi altında kalmıştır” diye bir etkileşimden de bahsederek Plotinos (205-270) ve Augustinus’un (354-430) felsefelerinin bir sunumunu yapıp bir karşılaştırmayla bu etkileşimi ve ayrışan noktaları belirlemeye çalışmaktadır. Son noktada yazarımız, “alternatif bir felsefe ortaya koymuştur” diyerek Mansur’un gerek İslam tasavvufundan gerekse de Yeni Platoncu düşünceden kesin bir kopuşunu vurguladığını söyleyelim.

Yazarımız, H. MANSUR’UN diğer ekollerden kopuşunu ve kendi felsefesini ortaya koyuşunu esas olarak “Vahdeti Vücut” anlayışına karşı “Vahdeti Mevcut” anlayışını geliştirmesiyle; bir başka ifadeyle panenteizme karşı panteizm anlayışı ile karşıladığını belirtmektedir. Bunu şu ifadelerle dile getirir:

“Tanrı’nın tüm varlıkların kaynağı olması, ama aynı zamanda aşkın mevcudiyetini koruması… Vahdeti vücut kavramıyla anılır.”

“Mansur’da aşkın bir Tanrı bulunmadığı… Tanrı’nın ilk öge olmasının ardından mevcudiyetinin yadsınmış olduğu ve sonrasında tüm varlıkların bir aradığı ve fazlası haline geldiği… Burada insanın ise, varoluş içindeki tüm varlığın beden bulmuş ve söze gelmiş hali olarak aktarılmıştı. Bu bahsedilenlerin panteizm kavramıyla birlikte anılabileceği ve bunun da İslam geleneği içinde vahdeti mevcut kavramıyla anıldığı belirtilebilir.”

Her Alevi ozanın deyişi bir kaynaktan beslenir; “kaynak Hallacı Mansur ve anahtar ise ona ait Ene’l Hakk! Fikridir” diyor yazarımız. Yunus’tan günümüz Alevi ozanlarına kadar tüm ozanların nefeslerinde Ene’l Hakk öğretisini bulabiliriz. Bu anlayışta Tanrı’nın aşkın niteliği yadsınarak tüm varlıklar arasındaki çelişki, ikilik ortadan kaldırılır. Mansur’un heterodoks İslam geleneği içinden gelen bir düşünür olduğunu söyleyen Ö. KULAK bu İslam geleneğinden kopuşu ve kendi felsefesinin özgünlüğüne ilişkin; “…Hem Sünni hem Şii- Ortodoks yorumunu reddetmekle kalmaması, yerine kendi heterodoks yorumunu önermesidir. Bir başkası ve belki en önemlisi ise, Tanrı ve insan arasındaki ilişkiyi, diller, dinler ve ırklar ötesinde evrensel biçimde, felsefesi dolayımıyla kavraması ve savunması, buna bağlı olarak, farklı inanç ve düşünce sistemleri karşısında monoloğa ve diyaloğa yönelmesidir. Bu nokta Alevilik ve Mansur’un yollarını kesiştirmiş olsa gerek” diye çok önemli üç tespitte bulunuyor. Biri Mansur’un İslam geleneğinden kesin kopuşu, diğeri Alevilerin milliyetçiliği ve her türlü ayrımcılığı reddeden ‘72 millete bir nazarla bak’ evrensel bakışlarını, bir diğeri ise bir yandan kendi düşüncelerinin bağımsız ve özgün yapısını koruyan, diğer yandan kendilerine uygun düşen ya da uyarlanan farklı düşüncelerden de beslenildiğinin, diğer deyişle senkretik yapısının ifade edilişidir, ki Aleviler ile Mansur’u kesiştiren noktaların da bu olgusal felsefi düşünceler olduğu yazarımız tarafından ortaya konulduğunu görüyoruz.  

Yazarımızın, “Mansur’un sınıfsız toplum amacıyla toplumsal mücadeleye katılımı Aleviliğin ortaya koyduğu siyasal ve toplumsal fiille de örtüşmektedir” ifadesi, H. Mansur’un felsefesinin boş soyut bir söylemden ibaret olmadığını, asıl olarak bu öğretiyle dünyayı değiştirme istek ve arzusunu ortaya koyuşunu dillendirir, ki düşüncesini büyük bir aşkla ölümüne ortaya koymasının altında yatan somut gerçek budur. Feodal İslam devletine karşı yoksul köylü ve göçebelerin, İslam muhalifi batıni, heterodoks grupların Mansur’un düşüncelerinden beslendiği bilinir. Mansur’un bir İsmaili daisi olduğu da söylenir. H. Mansur’un, Orta Asya’da, gezginci bir derviş olarak göçebe Türkler arasında kendi düşüncesini yaymaya çalışır ve bu göçebeler arasında da büyük ilgi görür. İslam’ın yaşamdan kopuk vaazlarına karşı, Mansur’un ortaya koyduğu düşüncelerin göçebelere daha yakın gelmesi onların eşitlikçi toplumsal yapılarından ileri geldiğini söylemeliyiz. Anadolu’da Babailer, Kızılbaşlar, Bedreddinler olarak ortaya çıkan Alevi ayaklanmaların düşünsel temellerini H. Mansur’un felsefi düşüncelerinde görmek gerekir. Yazarımız eserinde bu noktaya da vurgu yaptığını görebiliriz.

Aleviliğin İslam etkileniminin Mansur’un ve diğer heterodoks yorumlar dolayımıyla gerçekleştiğini söyleyen yazarımız: “Alevilik nefeslerine ilişkin bütüncül bir okuma, Aleviliğin felsefi iskeletinin doğrudan Mansur’un fikirleriyle oluşturulmuş olduğu savını mümkün kılar. Hatta Aleviliğin Mansur’un felsefesinin gelişkin bir halini temsil ettiği açıkça dile getirilebilir” diyerek Alevi felsefesinin vahdeti mevcut, Ene’l Hakk dolayımıyla Mansur’un felsefesini aşan, toplumun tarihi gelişim süreciyle uyumlu dinamik, devrimci yapısına işaret ettiğini de görüyoruz.

Ö. KULAK’ın eserinde Şamanizm’e de özel bir alan açtığı dikkat çeker. Yazarımız, “Alevilik, belirli bir Şamanizm çekirdeğinin Hinduizm, Budizm, Zerdüştlük, Mazdacılık, Maniheizm, Mazdekçilik, Heterodoks Hıristiyan ve Yahudi kavrayışları gibi çeşitli akımlardan alınan katkılar eşliğinde başkalaştığı, ama esasen, ortaya çıkan sentezin heterodoks İslam etkilenimi altında yeniden yapılandığı bir sistemdir” diyerek Şamanizm’in yeni akımlarla sentezlenerek başkalaşması sonucu Aleviliğin yapılandığını dile getirmesiyle, bir yandan  Aleviliğin senkretik yapısı ifade edilirken, diğer yandan asıl tartışmalardan biri olan Aleviliğin kökensel olarak Orta Asya eksenli bir yapı olduğunun yansıtılmış olması dikkat çeker.

Bu eserde, Ö. KULAK, “Dört kapı Kırk Makam”, “Rıza şehri”, “Kırklar Söylencesi” gibi Aleviliğin birçok duraklarına da özlü olarak değinerek felsefi düşünceye bir derinlik katmaktadır. Sonuç olarak Aleviliğin; “Alevilik, teolojik ve kültürel gibi diğer boyutları da bulunmakla beraber, aynı zamanda, bilhassa ontoloji, epistemoloji, insan felsefesi, etik ve toplum felsefesi tarihiyle hesaplaşmış ve belirli bir çabayla kendini bir uğrak olarak düşünce tarihine kabul ettirmiş bir felsefe akımıdır” diye tanımlayarak, Aleviliği, bütüncül yönüyle bilimsel bir zemin üzerinde tartışmaya açmaktadır.

Maltepe Üniversitesinden mezun olan, İngiltere’de Sussex Ün. lisans eğitimini, Hacattepe Ün. Felsefe bölümünde doktora tezini tamamlayan yazarımız Önder KULAK’ın gazete ve dergilerde yayınlanmış makaleleri, çeşitli kitap çevirileri ve yayınlanmış Marx’ın Halleri: Marksist Düşüncede Diyalektik Bir yolculuk; Marx ve Sonrası: Marksist Düşünceye Katkılar ve Teodor Adorno: Kültür Endüstrisinin Kıskacında Kültür adlı üç kitabı bulunmaktadır. 124 sayfalık küçük ama özlü bir eser olan ‘ALEVİLİĞİN SIRRI: HALLACI MANSUR’ ise, her Alevinin ve Alevilik üzerine araştırma yapan kişinin okuması gereken bir kitaptır. Alevi yazın literatürüne bu eserle önemli bir katkı yapan yazarımıza teşekkür etmek gerekir.

Benim de yeğenim olan ÖNDER KULAK, iyi bir felsefeci ve genç, dinamik bir beyin olarak yaşamında bilgi-bilim sürecine ve Alevilik yazınına çok şey katacağına inanıyorum. Başarılar sevgili ÖNDER KULAK.

Kazım EROĞLU

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK