9 C
İstanbul
Salı, Mart 2, 2021
Ana Sayfa Kritik AKTİVİSTLİK ve DEVRİMCİLİK

AKTİVİSTLİK ve DEVRİMCİLİK

Emek eksenli sınıf mücadelesinin gerilediği, devrimci koşulların çetin hale dönüştüğü dönemlerde; bedel ödemenin pek olmağı tekil ve tehlikesiz sorun alanlarında, göreceli olarak eylemler ivme kazanmaktadır. Eylemlerin öznesi de haliyle eylemcilerdir. Belki daha kabul edilebilir hatta desteklenebilir ya da tepki çekmez düşüncesi ile olsa gerek, “eylemci” yerine “aktivist” kavramı yaygın olarak kullanılır oldu. Elbette ki herhangi bir şeyi nasıl adlandırmaktan çok, aslolan onun ne işe yaradığı, kime fayda, kime zarar verdiğidir. İsterseniz aktivistlik ile devrimcilik tanımları üzerinden bir karşılaştırma yapmak suretiyle kavramlara açıklık getirelim. 

Aktivist yani eylemci, verili toplumsal, siyasal ve ekonomik sistemden kaynaklı bir sorun alanında etkinlikte bulunan, mücadele eden kişidir. Devrimci ise toplumsal, ekonomik ve politik sistemin bütününe karşı çıkan, sistemin bütününü değiştirme iradesinde, mücadelesinde bulunan kişidir. Burada vurgulanan “devrimci” sol dünya görüşüne sahip, emeğin iktidarını gerçekleştirmek isteyen sosyalistler ve proleter devrimci olan komünistlerdir.

Bu bağlamda devrimci, emekçi halk için sorun olan alanların tümünde çözüm sağlamak amacıyla politik bir perspektif ile emekçi halkın, proletaryanın  iktidarını yani sosyalizmi inşaa etmek iradesinde ve mücadelesinde olan bireydir. Elbette ki bu mücadelenin de bireysel açıdan düşünsel ve pratik katkıları yanında, esas belirleyici olan da mücadelenin ortaklaştırılmasını sağlayan örgütsel ve toplumsal niteliğidir.

İdeal olan bir söylemle her devrimci, ezilenlerin ve sömürülenlerin özgürlüğü- kurtuluşu bağlamında mücadele ettiğinden aynı zamanda aktivisttir ama her aktivistin devrimci olduğunu söylemek mümkün değildir… Aktivistler bir sorun alanında etkinlikte bulunur, mücadele eder ve yalnız bir soruna odaklanırken; devrimciler, sistemden, düzenden kaynaklı olan bütün sorun alanınlarında mücadelesini, sorunların müsebbibi olan toplumsal, ekonomik ve politik sisteme yönelterek, iktidar perspektifi ile hareket eder.

Sosyalizm gelecek ve ezilenler, sömürülenler açısından bütün sorunlar çözülecek düşüncesi ile hareket ederek sorunlar karşısında ilgisiz-duyarsız kalmak, sorunları hep ötelemek doğru bir tutum, davranış değildir. Burjuva düzeninde ezilenler, sömürülenler lehine olarak, devrimci irade ve mücadeleyle sorunları çözmek, o sorunun muhatabı olan kesimlerin güvenini ve desteğini kazanmak, burjuva düzeninin kalesinde, surlarında gedikler açmak anlamına gelir. İşte bu açıdan aktivistlerin mücadelesi değerli ve anlamlıdır. Aktivistlerin mücadele alanları geniştir. Var olan hak ve özgürlüklerin korunup geliştirilmesinden, gasbedilen hak ve özgürlüklerin tekrar kazanılması gibi alanlarda; doğa-çevreci mücadeleden tutun da kadın hakları, insan hakları, hayvan hakları ve Lgbt-i hareketine kadar geniş bir yelpazededir.

Belli bir yaşam tarzını, devrime ve sosyalizme adanmış profesyonel devrimciliği ifade eden “Militan” kavramı da artık pek kullanılmıyor. Ekonomi biliminin terimi ile söylersek; tedavülden kalktı. Aynı anlam ve içerikte olduğu gibi, “Eylemci” kavramı da “Aktivist”e evrildi. Kavramsal ifadelerin değişmesi, tabir yerindeyse yumuşaması bile; sınıf mücadelesinin ve toplumsal muhalefetin gerilemesinden, devrimci koşulların çetin hale dönüşmesinden kaynaklı…

Burjuva düzeninde hemen hemen bütün sorunların kaynağında emek-sermaye çelişkisi vardır. Hak ve özgürlükler alanındaki mücadele esasında faşizme; ekolojik dediğimiz çevreyi, doğayı koruma mücadelesi ise kapitalistlere karşıdır. Çünkü kapitalistler doğayı, bir ticari meta olarak algılayarak, yağma-talan eder.

Yabancı ve yerli işbirlikçisi şirketlere, maden arama ve çıkarma adı altında, doğanın yağma-talanına onayı ise burjuva sınıfının temsilcileri olan iktidar mensubu siyasiler vermektedir. Bütün bu olup bitenlere rağmen çevreci hareketlerin, çoğu aktivistin  “Doğayı yağma-talandan korumak siyaset üstüdür” yargıları, argümanları doğru değildir.

Sınıfların, sınıflar savaşımının olduğu toplumlarda hiçbir şey, hiçbir sorun “siyaset üstü” olmadığı gibi, siyaset üstü bir yaklaşım ile de çözülemez. Bu ister insan hakları, ister hayvan hakları ya da ekolojik olsun. Zaten bu sorunlar uygulanan politikalardan kaynaklı olup, siyasetin taaa kendisidir.

“Siyaset üstü” kavramı insanları birleştirici, bütünleştirici olarak ortak bir paydayı ifade etse de esasında var olan siyasal yönetimi ve ekonomik-politik sistemi aklamaktan başka bir amaca hizmet etmez. “Siyaset üstü” düşünce ve yaklaşım; sorunların müsebbiplerini görmezden gelip, sorunları yaratanların, sorunları çözeceği beklentisini içerdiği gibi, onları da aklama anlamına gelir…

Maden arama ve çıkarma adı altında, doğanın yağma-talan edilmesi iznini hükümet veriyor. ÇED (Çevre Etki Değerlendirmesi) raporlarını ilgili Bakanlık ve alt birimleri dikkate dahi almadan; yargı da görmezlikten gelerek, doğayı yağma-talan eden yabancı ve yerli işbirlikçisi şirketlerin yolu açılıyor. Şirket yetkililerinin sırtları sıvazlanarak “arkanızdayız” mesajıyla destek veriliyor, korunup kollanıyor. Bu destekleri ile  maddi olarak karşılığını alıp, çıkar sağlıyorlar.

Doğasını, havasını, suyunu, toprağını, börtü-böceği korumak, yaşam alanlarını savunmak için harekete geçenlerin, mücadele edenlerin payına ise; cop, biber gazı bombası, çoğu zaman da gözaltına alınma düşüyor.

Bütün bunlar yaşanırken bazı yörelerdeki doğa aktivistlerinin Vali ya da Kaymakam ile görüşerek destek aramaları çok ilginç. Devleti temsil ettikleri sanılan Valiler ve Kaymakamların çoğunun iktidar partisinin emir ve talimatları ile hareket ettikleri bir realitedir.

Doğaya yönelik yağma-talan hız kesmiyor. Hükümetten maden arama ve çıkarma ruhsatı alan yabancı ve yerli işbirlikçisi şirketler, yörenin ekolojik, ekonomik, kültürel yapısını da tahrip ediyorlar. Hele hele sondaj vurmalar, siyanürle Altın madeni arama sürecinde toprak, hava, su, tarım toprakları, yeraltı suları zehirleniyor. Ormanlar, ağaçlar kuruyor, yaban hayvanlarının, börtü-böceğin  yaşam alanları yok ediliyor… Başta kanser olmak üzere birçok hastalık yaygınlaşarak, halkın sağlıklı koşullarda yaşama hakkı gasbediliyor. Elbette ki buna karşı çıkarak aktivist olmak kadar insanı, ahlâki ve vicdani ne olabilir ki…

Sorun; aktivist olarak mücadele etmede, eylemler örgütlemede değil. Sorun, toplumsal, ekonomik ve politik sistemin üretmiş olduğu sorun alanlarının yalnız birinde odaklanıp, diğer sorun alanlarına karşı ilgisiz ve eylemsiz kalmaktır.

Nasıl ki, bataklığı kurutmadan sadece sıtma mikrobu taşıyan sinekleri öldürmekle sıtmadan kurtulmak mümkün değilse, ezilenler ve sömürülenler açısından sorunlar, zorluklar üreten sistemi yok etmeden, sadece bir sorun alanında mücadele etmek çözüm değildir.

Çözüm; devrimcileşmek, emek eksenli sınıf mücadelesi vermek, devrimci fikir ve eylemler ile proletaryanın, emekçi halkın sosyalist devletini inşaa etmek suretiyle, sınıfsız, sınırsız, sömürüsüz toplumu yaratmaktır.

“Aktivist” ve “Devrimci” için şunu belirtelim  ki, kapitalist sistem ve faşist yönetimde halka ve özellikle muhaliflere uygulanan baskı-zulümden; ekonomik boyutta yağma-talandan kurtuluşun yolu, tekil ve dar kapsamda sadece bir sorun alanında aktivist olmaktan değil; toplumsal, ekonomik, politik sisteme karşı çıkmaktan, sermayenin iktidarını alaşağı etmek yolunda mücadeleden, özcesi  devrimci olmaktan geçer.

Aktivistlerin ve devrimcilerin ortak özellikleri; haksızlıklara karşı çıkmak, baskı ve zulme direnmektir. Direnmek, direniş göstermek ise, en soylu insan davranışıdır. 
Adnan Yücel “Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek” şiirinde;
“…Saraylar saltanatlar çöker 
kan susar bir gün 
zulüm biter.
Menekşelerde açılır üstümüzde 
leylaklarda güler.
Bugünlerden geriye
bir yarına gidenler kalır 
bir de yarınlar için direnenler…”

Umutta kalın, dirençli olun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz

Evrende Yüreğiyle Yer Kaplayan Kurucu Başkanımız Yaşar Kemal’i Ölümünün 6. yılında Anıyoruz Bu büyülü dünyayı, bu büyülü dünyada olup biteni anlatırken aydınlığın, sevincin türküsünü...

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF

ÜLKE SOLU VE AHMED ARİF: TKP'yle ve Ahmed Arif'in çevresindeki solcu arkadaşlarla yaşadığı bu durum, o süreçte solun Kürt sorununa nasıl baktığını göstermesi acısından ilginç....

ŞİİRİMİZİN BIÇKIN DELİKANLISI: AHMED ARİF

TEK KİTAPLI AHMED ARİF Ahmed Arif’in tek kitabı olduğu halde, bu kitap otuzun üzerinde baskı yapmıştı. Üstelik korsan baskıları da var piyasada. Tek kitap iki...

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin Korkmazgil

Türk Şiirinde Halk Kültürü Unsurlarının Kullanımına Yetkin Bir Örnek: Hasan Hüseyin KORKMAZGİL*                          ...

SON YORUMLAR

Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK