9 C
İstanbul
Cumartesi, Eylül 26, 2020
Ana Sayfa Edebiyat AHLAKSIZLAR BİZE AHLAK DERSİ Mİ VERİYOR?

AHLAKSIZLAR BİZE AHLAK DERSİ Mİ VERİYOR?

Ba ba ba bak hele bak ! Bekçi Murtazalar Sol’a saldırıyor.

Solcular gizli, inatçı ve cahilmiş. Eh biliyoruz ki devletin tüm güvenlik görevlileri ve savcıları, filozoflardan, yazarlardan, şairlerden, bilim adamlarından iyi bilir her şeyi. Neyi okuyup okumayacaklarına, hangi cümleleri kullanıp kullanmayacaklarına karar verirler. Zararlı kitapları,yayınları yasaklarlar. Gerçekten kendilerini en doğruyu bilen zannederler. Solcu yazarları da beyni yıkanmış zannederler. Gerçi bu düşünce, Bekçi Murtaza türü saf ve inanmış görevlilerde var sadece. Diğer çoğunluk, kendisine ait bir iradesi karakteri olmayan, kim iktidarsa onun bekçiliğini yapan, iktidarın hedef gösterdiğine vuran, her devrin bekçileridir. Kendilerine ait bir fikirleri, anlayışları ve vicdanları yoktur. Bu tiplere öylesine geniş bir meydan verilmiştir ki, kendilerini edebiyatçı,filozof ve akademisyen zannederler.

Bu paylaşımı yapan şahsı da Tanpınar’ı da anlatalım: Anlatalım ama Tanpınar’a baştan değil sondan girelim: Tanpınar, 1960 darbesi olduğunda Avrupa’da idi. Darbe olur olmaz koşarak yurda döndü. Sevinçten havalara uçuyordu. ”Demokrat parti canavarından, Menderesten kurtulduk” diyordu günlüklerinde. Darbenin hem savcısı hem hakimi hem imamı hem celladı olmaya canı gönülden hazırdı. Diyordu ki günlüklerinde: ”Bu Yassıada mahkemelerini çok uzattınız. İdam edip Fatiha okuyacağınız yerde, hatim indiriyorsunuz” Yine diyordu ki. ”Bana kalsa idamları kendi elimle imzalar ve uygularım” Hatırlayalım: darbe olduğunda Tanpınar Avrupa’daydı. Solcu ve cahil Nazım gibi sürgüne gidip vatanına hasret mi yaşıyordu? Hayır, Menderes iktidarıyla arası o kadar iyiydi ki onu altı aylık, bir yıllık Avrupa gezilerine gönderiyorlardı. Bu gezisi tam bir yıllıktı. Rockefeller vakfı bir yıl boyunca Avrupa’nın her yerinde istediği gibi harcama yapacak kadar para vermişti. Düşünün bugünün parasıyla! Neyse ! Ahmet Hamdi’ye tekrar döneceğiz.. Darbeden iki sene sonra ölmüştür. Nazım Hikmet ”memleketim memleketim” diye daüssıla derdinden ölmemişti daha.. Tanpınar, 71 darbesini 80 darbesini idrak edemedi. Onun gibi, solcular yüzünden yalnızlık çeken Ümit Kardaş gördü o günleri. 71 darbesi olduğunda, Hukuk fakültesini bitirdi. Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının asıldığı sene Avukat oldu. Askeri mahkeme idam etmişti solcuları. Ümit Kardaş hemen askeri hakim oluverdi.

Bu sırada solcu yazarlar hapsediliyor, kitapları sürekli yasaklanıyordu. Zaten 1971 yılında içeri girmemiş, işkence görmemiş solcu, yazar, gazeteci,ressam,şair kalmamıştı. Can Yücel bile 15 seneye mahkum olmuştu. Neyse efendim; solcuları toptan temizleyecek 12 Eylül darbesi oldu sonunda. Ümit Kardaş, 1980 yılında Diyarbakır’da askeri savcıydı. Binlerce solcunun iddianamesini hazırladı. İçlerinden işkence görmemiş bir kişi bile yoktu. Burada 18 ay askeri savcılık yaptı. 1995 yılında albay rütbesiyle güzelce emekli oldu. 12 Eylül’de kendisi her şeyi bilen filozofken, üniversitelerden bütün cahil solcu hocalar atılmıştı. Yüzbinlerce kitap yakılmıştı. Bütün solcu yazarlar işkencelerden geçirilmişti. Cebinde Nazım Hikmet şiiri bulunan gençler, aylarca işkence görüyorlardı. Neyse efendim..12 Eylül savcı ve hakimlerinin cahillerden temizlediği ortamda güller açtı. Gülen ve AKP ortaklığının en nadide güllerinden biri de bu Ümit Kardaş’dı AKP’nin hukuki meşruiyetini kamuoyuna pazarlayanların başında geliyordu. Sonra AKP-Gülen ortaklığıyla kurulan Fatih üniversitesine ”Yardımcı” doçent yaptılar bunu. Sonrası malum; öküz öldü ortaklık bozuldu ama solculara vurmaya devam ediyor. Zaten tüm solcular KHK’ile atılıp her türlü haklardan mahrum edildikleri, fırından ekmek almaları bile neredeyse engellendiği halde , Ümit Kardaşımız güzel güzel avukatlığını yapı sola sallıyor. Eee cahil solcu olursan aç kalırsın öyle. Bu bekçi için bu kadar laf yeter. Dönelim Ahmet Hamdi’ye:
Ahmet Hamdi, 1930’lu yıllarda Kemalist rejimin en ateşli aparatlarından biriydi. Bunu kongrelerde konuşturuyorlardı. Diyordu ki: ”Osmanlı edebiyatını müfredattan çıkaralım. Edebiyat tarihini Tanzimat’tan başlatalım.” Tabii bu esnada Sabahattin Ali, Sinop cezaevinde cahilliğine devam ediyordu. Halikarnas balıkçısı Bodrum Kalesine hapsedilmişti. Nazım ve Kıvılcımlı ikide bir alınıp işkenceden geçiriliyorlar, yıllarca hapis yatıyorlardı.Ahmet Hamdi’yi,1939 yılında doktorası olmadığı halde emirle profesör olarak atadılar. Tanzimat edebiyatı tarihi yazma görevi verdiler. Bu esnada Nazım Hikmet 28 sene hapis cezası almış yatıyordu. Hapishaneye gelen herkesi cahilleştiriyordu. Ahmet Hamdi, doktorası olmadığı halde Profesör yapılmıştı. Doktor Hikmet Kıvılcımlı 1927 yılında dört yıl hapse mahkum olunca, ”dört yıl, bir kızıl profesör olmak için yeterli bir süredir” demişti. Bre cahil! Hapishanede profesör mü olunur? Bir de doktor olacaksın! 1943 yılında Ahmet Hamdi’yi Maraş milletvekili olarak atadılar. Diyordu ki ben milletvekili olmalıyım. Ufuksuzum. Vekil olunca ufkum da olacak. Tanınmış bütün yazılarını bu milletvekilliği döneminde yazdı. CHP’nin dergilerinde yayımlıyordu çünkü. Romanları ilk olarak CHP’nin bu dergilerinde tefrika edildi. 1949 yılında Huzur’u roman olarak bastılar ama kimse alıp okumadı. 1946 yılında milletvekilliği sona eridiğinde Tan matbaası basılmış Serteller ülkede yaşayamaz olmuşlardı. Aziz Nesin, Rıfat Ilgaz, Sabahattin Ali, yazı yazacak kağıt bulmakta bile zorlanıyorlardı. Sürekli dava, hapis,sansür ceza…Ahmet Hamdi ise Milli eğitim müfettişi olmuştu. Beş Şehr’i filan bu ara yazdı. Dediğim gibi sadece devlet dergilerinde tabii. Kimsenin okuduğu yoktu. Demokrat parti gelince de hemen Menderesçi ve Osmanlıcı oldu. Daha önce, ”her şeyi tanzimatla başlatalım, Osmanlıyı tamamen redd edelim” derken şimdi. ”Her şeyi Tanzimat berbat etti. Asıl Osmanlı’yı devam ettirmeliyiz” demeye başladı. Menderes hükümeti buna istediği kadar para veriyor, Avrupa’da yıllarca, aylarca sürecek gezilere gönderiyordu. İşte bunun,”ah yalnızım, ah ölüyorum, ah param yok” diye ağladığı dönem bu dönemdir. Daha çok para koparıp daha çok Avrupa gezisine çıkmaktı derdi. Menderes hükümeti ona bu kadar imkanlar sunmuşken darbe olur olmaz gelip,”kurtulduk Menderes canavarından, hemen asın bunları” demeye başladı. Üniversiteden atılan 147 hocanın çoğu da kendi arkadaşlarıydı. ”Cahil” dediği sağcılar da onlar herhalde.

Hem Ahmet Hamdi hem de onun sözlerini paylaşan şahıs, solcuların, gizli,inatçı ve cahil olmasından şikayet etmiş. Hadi cahil kısmını geçelim. Yahu neremiz gizli? Her dakikamızı her kelimemizi takip etmediniz mi. Fişlemediniz mi.? Şimdi 1. şubeye gitsem kendim hakkında bilmediğim milyonlarca şeyi sizin arşiv fişlerinizden öğrenirim. Asıl gizli olan sizin iktidarla neler karıştırdığınız. Solcuları yok etmek için ne oyunlar oynadığınız. İnatçılığımızdan tabii ki şikayet edersiniz. Sabit duran birileri var olunca sizlerin ne kadar oynak olduğu göze batıyor.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

Önceki İçerikÖzgürlük
Sonraki İçerikEdebiyat ve Sanat Üzerine

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK