9 C
İstanbul
Pazartesi, Ekim 18, 2021
Ana Sayfa Genel Haçovalılar Bir Çevre Felaketine Hayır Dedi!

Haçovalılar Bir Çevre Felaketine Hayır Dedi!

Yol kenarlarını pankartlarla dolduran Haçovalılar, dövizler ve yaptıkları çevre sorunlarını sahiplenen tişörtlerle keşif günü hazır bulundu. 
 

“SON 70 YILDA TAHRİBAT DAHA FAZLA”

Doğaya ve tabiata tahribatı gündeme getiren Platform üyeleri yaptığı açıklamada; “Bir tarafta yangınlar, bir tarafta seller, heyelanlar, bir yanda kasıp kavuran sıcaklar, kuraklık ve Pandemi 4,5 milyar yıl yaşında olan dünyanın canlı hayatı 4 milyar yıl önce tek hücrelilerle başladı. İnsanın varoluşu ise 300 bin yıllık bir geçmişe sahip. Bu günkü insan tipi 50 bin yıl önce görülmeye başladı. 300 yıl önce başlayan tahribat süreci son 70 yıldan bu güne geri dönüşümü imkansız sınırların eşiğine dayandı. İnsan, ekip biçmeyi, kendine yararlı hayvanları evcilleştirmeyi öğrendi. Beslenebileceği kadar ürün elde ederken ihtiyaç fazlasını da üretmeye başladı. Üretim ilişkiler başladı. Sınıflar oluştu, kapitalizm denen, tekelleşip bir avuç insanın dünyaya egemen olduğu ve her şeye kâr gözüyle bakan, rantçı-talancı sistem dünyaya hakim oldu. İnsanlığın binlerce yıllık deneyimleri, bilimin keşifleri ve icatları halkın ve ekosistemin yararına değil kendi kârlarını artırmak amacıyla kullanıldı” ifadelerinde bulundular.

“KÜRESEL FELAKET KAPIMIZI ÇALDI”

Açıklamanın devamında Küresel ısınmada gündeme alınarak; “Bunun için ormanlar yok edildi, maden aramak için yerin altı üstüne getirildi, dere yatakları işgal edildi, kıyılar talan edildi, denizler ve tatlı sular kirletildi, tahrip edildi, dereler, çaylar, ırmaklar, yeraltı suları kurutuldu kalanları da HES garabetiyle yok edildi. Tarım arazileri, meralar yerleşime açıldı.İlkim krizinin temel nedeni fosil yakıtların kullanımı, bilim insanlarının tüm uyarılarına karşın kontrolsüzce devam etti. Çevre kirliliği, atıklar karalarda, denizlerde, okyanuslarda, akarsularda tüm canlıların yaşamını yok etmeye başladı. Fosil yakıtların kullanımı nedeniyle dünyamız iki derece daha sıcaklaşarak küresel ısınma felaketi kapımızı çaldı ve süreç süratle devam ediyor; kutuplar ve dağlardaki milyonlarca yıllık buzullar süratle eriyor. Küresel ve yerel biyoçeşitlilik hızla yok olmaya devam ederken patojen türler pandemi yaratacak ortam bulmaya devam ediyor. Küresel egemenlerin ürettiği ticari türlerle tektipleşme hızla devam ediyor. Kültürel yaşamda da baskın hale gelen tüketicilik kültürü tüm iletişim kanallarından pompalanmaya devam ediyor. Dünyaya egemen olan bu sistem ve onun çıkarları için yaptıkları planlamalara ve uygulamalara karşı, insanlar, yerel ve küresel ölçekte başkaldırmaya başladılar. Ekolojik sorunların bütünsel olarak değerlendirilmesi gerektiğini, yerkürenin yaşayan bir organizma olduğunu, her bir yörenin bu bütünün bir parçası olarak küresel etkiler taşıdığına dair farkındalık her geçen gün artıyor. Ekolojik dengenin varoluşsal-yaşamsal olduğu, etkileri üzerinden daha açıkça görünür olduğundan bireyler, toplumlar ve kurumlar mücadeleye katılmaya devam ediyor. Ülkemizde ise doğal ve kültürel varlıkların talanı ile sistemin kendine uygun birey ve toplum yaratma baskısı son 20 yılda her alanda dünyadakinden kat kat fazla devam ediyor. Kaynakları hesapsız ve plansızca harcayarak yok edenler, doğa talanına yönelmiştir. Son 10 yılda on binlerce taş ve mermer ocağı, maden ocakları, HES’ler, RES’ler, orman katliamları, tarım ve mera arazileri vasıf değişiklikleri ile eko-kırım projeleri hayata geçirmişler, Ülkenin her yanında bilim dışı, yok edici vahşi uygulamalara devam etmişlerdir.” denildi.

“YAŞANMAZ HALE GETİRECEK”

Kurulması planlanan mermer ocağının doğayı ve yaşamı tahrip edeceğini ileri süren platform üyeleri “Haçova ve çevresinde daha önceki yıllarda yapılmaya çalışılan eko-kırım projeleri halkın mücadelesi ve direnişi ile hukuk çerçevesinde bertaraf edilmiştir. Yıllarca köylerimizin ulaşım sorunlarını, elektriğini, suyunu, telefon erişimini sağlamayan yönetimler şimdi köylerimizin (mahallelerimizin) müşterek varlıklarına göz dikmişlerdir. Mermer Ocağı Projesi bu süreçten bağımsız görülemez. Mermer Ocağı; talancı, özelleştirmeci, metalaştırmacı zihniyetin küresel ve ülkesel büyük resminin küçük bir parçası olsa da zincirin bir halkası olarak kopartılmasına izin verilmemesi gereken bir projedir. Zincirin bu halkası koptuğunda Yeşilyurt ilçesi içinde ruhsat verilmiş olan 227 vahşi madencilik projesinin köyümüz sınırlarında ya da etki alanında olan önemli bir kısmı köyümüzü kısa bir sürede talan edecektir. Köylerimizin müşterek varlıkları esas olarak köylerimizin ve köylülerimizin yararına kullanılmalıdır. Planlanan Mermer Ocağı; 29.629 m3/yıl (80.000 ton/yıl) kapasitelidir. 99,69 hektarlık II B Grubu Mermer Ocağı ruhsat sahasının 21,60 hektarlık kısmında yapılması planlanmakta, etki alanında oluşturacağı tahribatla, çevresindeki köyleri (mahalleleri) yaşanmaz hale getirecek; doğamızı, tarım ve mera arazilerimizi, su kaynaklarımızı, yollarımızı, tarihi, kültürel ve inanç varlıklarımızı tahrip ederek değerlerimizin yok olmasına yol açacaktır. 99,69 hektar ruhsat alınmışken bu alanın 21,6 hektarında faaliyete başlanacağının ifade edilmesinin nedeni, mevzuat gereği 25 hektardan küçük araziler için ÇED gerekli değildir kararı çıkararak yöresel muhalefetin dikkate alınmamasını sağlamaktır. İleri aşamalarda ruhsat sahasının tamamı (yaklaşık 1000 dekar) aynı yöntemle ocak haline getirilecektir. ÇED gerekli değildir kararının iptali için açılmış olan davamızın bilirkişilerce keşfi 19 Ağustos 2021 saat 09:30’da yapılacaktır. Muhtarlarımız, Dernek ve kurum temsilcilerimiz ile Türkiye ve Dünya’dan duyarlı köylülerimiz keşif heyetimizin bu dediklerimizi göz ardı etmemesi gerektiği söylendi. Tüm köylülerimizi, dostlarımızı, komşularımızı ve ekoloji mücadelesinin sömürüye karşı verilen mücadele olduğu, doğa talanına karşı verilen mücadelenin de bunun bir parçası olduğu bilinci ile kurulan Malatya Çevre Platformu gönüllüleri  duyarlı tüm keşif günü Haçova’da yapılacak mermer oçağı alanındaydı. Havama, toprağıma, suyuma dokunma diyen Haçovalılar ve Malatya Çevre Plafromu üyeleri, çevre gönüllüleri renkli ve güzel görüntüler oluşturdu keşif günü. 

1 YORUM

  1. Köyümüzde mermer ocağı yapılırsa, hayvancılık ile geçinen köylülerimiz aç kalır ve köyünde üretimi terkedip şehirlere yigilacaktir.oysa bizler şehrin kalabalık ve tüketim kültüründen uzaklaşması gerektiğini savunuyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI

EDEBİYATIMIZDA RUŞEN HAKKI “Ruşen Hakkı deyince, yaşadığı şehirde sokaklara adı verilen Kocaelili bir şair gelir akla. Gazeteciydi o, şairdi, yazardı... Onun kaleminde insanların bin bir...

BİR TÜRLÜ TUTUNAMAYANLAR VEYA ORTAÇAĞ TİPİ CEMAAT NOSTALJİSİ*

  Her zaman adil olmanın kolay olmadığını biliyorum. İdeolojik savaşım çoğu zaman karışık olmasını, kampların içiçe geçmesini ve argümanların mücadele verenlerin başı üzerinde keşismesini çok...

LEİBNİZ İÇİN NOTLAR*

Paris o zamanlar dünyanın kültür merkezidir. O zamanlar şimdi olduğu gibi yüzlerce kültür merkezi yoktur. Bir kültür merkezi daha vardır: Londra. Onda da daha çok Shakespeare'in ağırlığı...

BEN KENAR MAHALLE YAZARIYIM*

  - Önce şunu öğrenmek istiyoruz. Öykü nasıl oluşuyor sizde. - Öyküler, her şeyden önce yaşadıklarımdan kaynaklanıyor. Yaşadıklarımı, düşlerimi hayallerim, düşüncelerim biçimlendiriyor. Bana bu birikimin içinden bir çelişkiyi, yaşamanın, toplumun,...

SON YORUMLAR

Mehmet Konyali on GICIR GICIR
Bilgehan Oğuz on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Rasim Aşın on “ÖDÜL SİSTEMİ”
Ikbal kaynar on 46’LI
Yuksel on HIDIR DAYI
Gülbahar Yılmaz on ABU
Mustafa Düzgün on İZLER
B.Nur Erkoç on İZLER
Nur Erkoç on ASKIDA EKMEK
Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on BOŞ EV
Rafet Canpolat on BOŞ EV
Atilla IŞIK on BOŞ EV
Deniz on BOŞ EV
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK