9 C
İstanbul
Pazar, Eylül 20, 2020
Ana Sayfa Edebiyat Makale 1960 SONRASI TOPLUMCU TÜRK TİYATROSU VE DÖRT YAZARI "SERMET ÇAĞAN"

1960 SONRASI TOPLUMCU TÜRK TİYATROSU VE DÖRT YAZARI “SERMET ÇAĞAN”

         

     SERMET ÇAĞAN

 Yaşamı, Sanatı, Tiyatro Yapıtları

 41 yıllık kısa bir hayattır Sermet Çağan’ın ki… Ama bu zaman dilimine  çok fazla şey sığdırılmıştır. Oyunlar yazılmış, bu oyunlar oynanmış, uluslararası festivallere katılınmış, ülke dolaşılmış, ödüller kazanılmıştır. Öncelikle yazarın kısa özgeçmişi değerlendirilmelidir:

1929 yılında Amasya’da doğar Sermet Çağan. İlkokuldan sonra Robert Kolej orta bölümü ve ardından kolejin lise mühendislik bölümüne girer. 1950 yılında okulu bitirmeden bırakır. Ankara’ya gider ve “Ankara Players” adlı İngilizce oyunlar oynayan bir tiyatro topluluğunda 1 yıl kadar çalışır. 1952 yılında Muhsin Ertuğrul’un genel müdürlüğünü yaptığı Devlet Tiyatrosuna tasarımcı olarak girer. Burada 6 yıl çalıştıktan sonra Muhsin Ertuğrul’un genel müdürlükten ayrılması ile istifa eder. Güner Sümer ile birlikte “SAHNE 7” adlı amatör bir topluluk kurar ve Merhaba, Kel Şarkıcı oyunlarının dekorlarını hazırlar. Bu arada gazeteciliğe başlamıştır. Dünya, Öncü gibi gazetelerde ve çeşitli dergilerde yazılar yazmaya başlar. 1962 yılında Asaf Çiğiltepe ile arkadaşlarının kurduğu Arena Tiyatrosu’nda dekoratörlük ve oyunculuk yapar. 1964 yılında kendi yazdığı Ayak-Bacak Fabrikası oyunu ilk kez İ.Ü. Gençlik Tiyatrosunda sahnelenmeye başlar, dekorunu hazırlar. Ancak rahatsızlandığı için sahneleme işini Cüneyt Türel’e bırakır. Oyun Erlangen Uluslararası Tiyatro Şenliğinde dördüncü olur. Ayak Bacak Fabrikası 1965 yılında Ankara Sanat Tiyatrosu’nda Güner Sümer’in oyun düzeniyle oynanır. Türkiye Tiyatrosu açısından olay olur. Daha önce radyo oyunu olarak yazdığı Öyle Bir Oyun’un metnini Özdemir Nutku ile birlikte yeniden ele alır ve ortaya yeni bir oyun çıkar: Savaş Oyunu. Oyun Almanya Erlangen’de Reji Birinciliği ödülünü alır ve aynı zamanda en iyi üç oyundan biri olarak değerlendirilir. Aynı yıl Max FRİSCIT tarafından Almanca’ya çevrilir ve okullarda-Alman televizyonunda gösterilir. 1966 yılında Gen-Ar Tiyatrosunda Aziz Nesin’in Ah Biz Eşekler adlı öyküsünü oyunlaştırıp sahneler. 1966/67 yıllarında Türkiye Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu’nu(Tiyatro TÖS) kurarak yurt çapında turneye çıkar.

1968’ de Sacco ve Vanzetti’yi sahneler. Mrozeck’in Polisler’ini Gen-Ar Tiyatrosunda sahneye koyar ve bu çalışmasıyla Asaf Çiğiltepe ödülünü kazanır.

1969 yılında Karaağaçlar Altında’nın oyun düzeniyle “İlhan İskender” armağanıyla ödüllendirilir. At Gözü adını verdiği yeni bir oyuna başlar ve Türkiye 70 adını verdiği bir oyunun planını yapar. Ancak bunları bitirmeye ömrü yetmez… 1970 yılında Ankara Yenişehir Tiyatrosunda Carrar Ana’nın Silahları ve Eskicinin Tazesi oyunlarını sahneler. Aynı yıl İstanbul’da Güner Sümer’in kurduğu İstanbul Sanat Tiyatrosunda Ayak Bacak Fabrikası oyununu sahnelemekteyken 5 Ağustos 1970 günü, geçirdiği dördüncü kalp krizi sonucu ölür.[1]

Sermet Çağan Türkiye’deki oyun yazma sürecinde, Çağdaş tiyatronun dönemde denenen, açık biçim özelliklerini içeren oyunları anlamında önemli bir yere sahiptir. Savaş Oyunu ve özellikle Ayak-bacak Fabrikası 1960’lı yılların ortasında öz ve biçim özellikleri açısından ayakları yere sağlam basan denemeler olarak karşımıza çıkar. Uzun çalışmaların, sağlam bir kuram bilgisinin ve yeniyi arayışın bütünleştiği yazarlardandır Sermet Çağan.

“Kuramcı ve deneyci yanlarıyla Çağan, çağdaş dünya görüşünün ışığında tiyatro alanında bireşime gidebilmiş bir tiyatro adamıdır.” [2]

Temelde tiyatro yazarlığına iki oyun vermiş olması bazı kesimlerce eleştirilse de, Sermet Çağan hem bu iki oyunuyla ülkedeki pratik tiyatro hareketine çok önemli katkılarda bulunmuş, hem de tiyatroyla olan ilişkisini hiç koparmamış, görünmeyen ama çok değerli etkinliklerle ve teorik çalışmalarla sanatını, bakışını, entelektüel birikimini güçlendirmiştir. “…tiyatroda kendisine iş verildiği yıllarda, günlerde, dönemlerde Sermet gene tiyatro için gece kendi sanatçılığının işine yarayabilecek şeylerle uğraşırdı. Sermet’in yapmadığı işler yüzünden yargılanması kendimize de yöneltilmiş bir yargı. Sermet Tiyatro yapmadığı zamanlar bile, tiyatro için yararlı olabilecek işlerle uğraşırdı. Ya günün birinde yazabileceği oyunların, ya da sahneleyebileceği bilgileri topluyordu. Bunları yapamaz durumlarda olduğu zamanlarda bile tiyatro yapabilen insanlarla çok canlı bağlar kurmuştur” [3] diye konuşur Aziz Nesin.

Daha genç yaşlarında büyük bir tiyatro tutkusu içindedir Sermet Çağan. Çağdaş yazarlarla ilgilenmektedir. Genç bir beyinin çokta ilgilenmeyeceği olaylar ve oyunlarla uğraşmaktadır. Cevat Çapan kolejden tanıdığı Çağan için şöyle söyler:

“Öğrenciliğinde Çağan’ı bir tiyatro meraklısı olarak görüyoruz. Fakat herhangi bir öğrencinin tiyatro merakını aşan bir merak. Ve bu merakı birçok kişiyle paylaşmasında ayrıca bir önem var… O yaşlar için insanda hayranlık uyandırabilecek oyunların seçimi, bu oyunların sahneye konması ve tiyatro sanatına daha öğrencilik yıllarında kendini hazırlama, geleceğe yetiştirme gibi bir bilinç görüyoruz… Tiyatro sevgisini kendisinde biçimlendirmesi, bunu arkadaşlarına aşılaması ve bu işin rasgele bir karar olmadığını duyurması. O zamanlar hiç duymadığımız oyun yazarlarını duyuruyor, hiç duymadığımız tiyatro sanatçılarından söz ediyordu.” [4]

Sermet Çağan Politik tiyatro konusunda yoğun çalışmaları olan biridir. Daha aydınlık bir ülke için çabalarını sürdürmek, oraya varmak amacındadır. Bu amaca giden yol ise tiyatro. Dünya politikasını, tiyatrosunu yakından takip eden yazar eserlerini ülkenin yerelinden dünyanın geneline taşıyabilecek birikime sahipti. Uzun zaman Sermet Çağan’a yol arkadaşlığı yapan Hayati Asılyazıcı şöyle söyler:

“Müthiş bir sezgisi olan bir insandı ama bunlar duygusal sezgiler değildi. Görüşü perspektifliydi. Politik Tiyatroyu çok iyi bilen bir tiyatrocuydu. Dünya politikasını yakından izliyordu. Yazdığı eseri çok geniş bir kültür sentezi ile ortaya çıkarıyordu. Bu bakımdan Türk dramaturjisine sarsılmayan bir çalışma sistemi getirdi. Sağlam çatıyı kuruyor, yan öğelerle fikri destekliyor. Bu da esaslı kültürü sayesinde oluyor. Edebiyatı, felsefeyi çok iyi biliyordu. Sağlam bir mantık örgüsü vardı. Bence Türk Oyun Yazarlığında 1962’den 1970’e kadar en başarılı olanı, en ileri olanıdır. Ayak Bacak Fabrikası Türk Oyun Yazarlığında bir dönüm noktasıdır.”[5]

Bilinçli bir tiyatro yazımı ve dekoratör-rejisör olarak yaptığı çalışmalarla, sözünü sakınmayan tavrıyla, çıkarcılığı reddeden ve “sanatçının zenginliğinin insanlığın kültürel mirasında yattığı” gerçeğini hayat felsefesi haline getiren yaşam biçimiyle Sermet Çağan ,Tiyatro tarihimizin saygıyla anılacak yazarları arasında yer alacaktır. Değerli oyun yazarı, tiyatro adamı Haldun Taner ölümünden sonra onun için şöyle diyecektir:

“Çağan, her işinin ehli insan gibi, etrafındaki gürültüye pabuç bırakmadan, sabırlı, şamatasız ama bilinçli ve olumlu eylemlere girişti… Gerçek bir sosyalistti. Bunu lafla değil, eylemi ve tutumu ile belgeledi. Birçoklarının yaptığı gibi elinde piyesi yahut reji defteri, kapı kapı dolaşıp kendi zihniyetinde olmayanlarla iş ilişkisi aradığı asla görülmedi. Hep para sıkıntısı içinde olduğu halde, meşru telif hakkını bile kovalamaya üşendi. Bundan ötürü sömürüldü. Yine gerçek bir sosyalist olarak hiç kıskanç değildi. Herkesin birbirinin kuyusunu kazdığı ortamda Çağan, arkadaşlarının başarısına kendi başarısı kadar sevinirdi. Haksızlığa uğramış, değeri tam anlaşılmamış yazarları tanıtmaya, rejisi ile omuzlamaya çalıştı… Ondan Türk Tiyatrosu daha çok şeyler beklemekteydi. Kısık sesi, babacan yüzü, yaşından yirmi yıl olgun görünüşü ve kişiliği ile Sermet Çağan belleklerde yaşamaya devam edecek. Eserlerini yaşatmak da Türk Tiyatrosuna düşüyor.”[6]

1968 yılında Sermet Çağan’ı Sacco ile Vanzetti oyununu Gen-Ar Tiyatrosunda sahnelerken buluyoruz. Aslında oyunu 1965 yılında “Kenterler” Tiyatrosunda sahnelemek için çalışmalar yapmaya başlamıştır. Ancak 1965 seçimlerinden sonra bu mümkün olmaz.

“Benim çevirmiş olduğum Sacco ve Vanzetti oyununun ön çalışmalarını, hazırlıklarını yapıyordu. Oyunu 965 yılında Kenterler’de sahneye koyacaktı. Hatta bu tiyatronun dergisinde ilan edildi. İlk okuma provası yapıldı. Fakat maalesef 1965 seçimleri geldi. Ve Yıldızlar oyunu koymaktan vazgeçtiler.”[7]

Bundan sonra 1968’de Gen-Ar’da sahnelenir Sacco ile Vanzetti. Sacco ile Vanzetti’nin hemen ardından yine Gen-Ar Tiyatrosunda Slowamir Mrozeck’in Polisler isimli oyununu yönetir. Bu oyunla “Asaf Çiğiltepe” ödülünü kazanır.

“Sermet kendi kendisini de iyi eleştirmesini bilen bir sanatçıydı. Buna her zaman tanık oluyordunuz. Oklarını karşıya değil, eksik ve yanlış bulduğu zaman o okları kendine çevirebilen bir kişiliği vardı…Mrozeck’in oyunları içinde en çok Polisler’i sahneye koymak istemişti. Polisler bildiğiniz gibi Devlet Tiyatrosunda sahneye kondu. Yanlış anlaşıldı. 2. temsilden sonra yasaklandı oyun, kaldırıldı. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra Gen-Ar Tiyatrosunda Sermet’in Polisler oyununu sahneye koyduğunu yakından izledim. Hem rejisini yaptı, hem de dekorunu hazırladı. Sahneye koyduğu bütün oyunların dekorlarını da Sermet Çağan kendi gerçekleştirirdi. Yani dekorla reji Sermet Çağan’a aitti. Kostümler de Seçkin Çağan’ın olurdu. Sermet oyunu açtı. 2. perdesini daha derli toplu hale getirdi. Belki büyük yankısı olmamıştır fakat Polisler önemli bir tiyatro olayıdır. Sermet oyunu sahneye koydu. Başarılı bir mizansenle ve iyi bir yorumla sahneye getirdi.”[8]

AYAK BACAK FABRİKASI

AYAK BACAK FABRİKASI (Oyun) İlk baskı - Sermet Çağan | Nadir Kitap

Gerçek iki olaydan yola çıkarak yazılmıştır Ayak Bacak Fabrikası. Birincisi; Anamur ilçesinin Karaçukur, Karaağaç, Uluyat ve Sarıdana köylerindeki insanların yoksulluk sebebiyle Kara tohum (fink ekmeği) yiyerek kötürüm kalmalarıdır (ki bu oyunun temel olayıdır). İkincisi ise Urfa yakınlarındaki bir gölün balıklarının kutsal kabul edilmesi ve bölge halkının burayı bir ibadethane, bir adak adama merkezi haline getirmeleri olayıdır.

“60 yaşındaymış Hatice Şahin, saçları ak ak dökülüyordu yemenisinin kenarından. Çoluk çocuğundan anlatıyordu, “bir de topal oğlan var…” dedi “topal oğlan. Fink topalı. Fink topalı..” “Nasıl oldu o?” “İşte yemişlermiş, topal olmuş çocuk. Kıtlık vardı, fink ekerlerdi ondan yidi topal oldu oğlan. Ne yapsın çocuk? Açlıktan… Yidi fingi açlıktan. İşte hal böle böle..”

KARA TOHUM

Mercimekten biraz ufak, yamru yumru, bir kara tohumdur fink. Anamur’un Karaçukur, Uluyat, Bodeyme, Yivil, Sarıdana, Karakilise köylerinin orman içinde yaşayan kendi deyimleriyle “zilletlik içinde” olan fakir sakinler arpa, yahut yulaf, yahut buğday ile karıştırıp un ederler finki ve yerler. Ne var ki, bu karışımda finkin dozunu kaçıranların ayak damarları, sinirleri zamanla çekilir ve bunlar topal olurlar. Sefilliklerine sefillik katılır topallık başlayınca.

…..

KEREVET SOHBETİ

“Anlat bakalım şu fink işini amca…” “Min evvel minel evvel ahirde bu köy fink ekmezdi. Orman işletmesi dışarılardan çalı kestirmiyor ve ebemizden dedemizden kalma ekeneklerimizi ektirmeyiverdiler. Bu devir biz de toprakların gıdasız yerlerine bu fingi ekmeye mecburi kaldık. Bu devir yedik topal olduk. Yok, bir mümkünümüz yok. Halimizi her ne kadar arzettiysek Ankara’daki hokümat bizim burada sefillik çektiğimizi ne bilsin? Hiç bilemez. Hiç bilemez. Hiçbir tanemizin halini bilemez..” [9]

 

“Tarihi binlerce yıl eskiye varan Urfa şehri, hala o devirlerde olduğu gibi hayatını idare etmekte ve lüzumlu şeyi olan suyunu, yüzlerce asır evvel atalarının yaptığı gibi şehrin hemen içinde bulunan balıklı bir gölden idare etmektedir.

Balıklı Göl diye bilinen ve hala şehrin hem tarihi, hem ibadet, hem de gezinti parkı olan bir mıntıkada yeraltından çıkan kaynak Urfalıların yiyecek, içecek, yıkayacak ihtiyaçlarını temin etmektedir.

 Halk su ihtiyacını, içinde binlerce kefal balığının yüzdüğü bu “Balıklı Göl”den temin etmektedir.   Halk kutsal saydığı için bu balıkları yememekte ve onları haşlanmış nohutla beslemektedir.”[10]

Oyunlarını yazarken yoğun taramalarda bulunan ve arşivlerde uzun süreli çalışmalar yapan Sermet Çağan’ın önemli özelliklerinde biri de önemli bulduğu gazete ve dergi kupürlerini kesip saklamasıdır. İşte yukarıdaki alıntılar ve benzerlerini atlamadan arşivleyen ve çarpıcı bir hale getirebilen bir özelliğe sahiptir Sermet Çağan. Lalettayin bir olay gibi görünebilecek ve gözden kaçabilecek gazete kupürü değerlenmekte ve sade yurdun herhangi bir yerindeki olaylardan biri olmaktan çıkıp  evrensel bir boyut kazanabilmektedir onun kaleminde. Çağanın bu algısı hem politik, hem hümanitik, hem de yerelden evrensele boyutlu bir güç olarak yansımıştır tiyatro hayatına.

“Onun için, Türkiye’nin herhangi bir yerindeki olay, yalnız yurt çapında değil, bütün dünya insanlığını ilgilendirmesi gereken bir olaydır. Aynı şekilde O, ülkenin bir kenarına bulaşmış bir olayı tek başına irdelemez. O olay bu düzenle ilgilidir; bağlıdır bozuk düzenin çeşitli alanlardaki durumlarına”[11]

Fink yemek zorunda bırakılan bu insanlar! Ölmektense diz çökerek fink yemeye razı bu insanlar!

Ve tüm dünyada bu ve buna benzer örnekler. İşte Çağan olay-düşünce-evren-sorgu birlikteliğini böyle yakalamaktadır!

 

Vurgun ve sömürü düzenini tüm yalınlığıyla ortaya koymuştur bu oyununda Sermet Çağan. Halk sadece yoksul ve çaresiz değildir ama bilinçsiz ve cahildir de.

“Açlığın, yoksulluğun, bilgisizliğin, kara taassubun at oynattığı geri kalmış toplumlarda halkın sermaye sahipleri tarafından nasıl insafsızca sömürüldüğünü göstermek amacındadır Ayak Bacak Fabrikası’nda.”[12]

Oyun içinde ard arda Derebeyi, Şef, Politikacı, yabancı sermaye, toprak ağaları nezdinde halkı sömürebilmektedirler. Ekonomik eşitsizliğin süregittiği bir dünyada, kavramlarda, artık kafa karışıklığına bilerek tabi kılınmaktadır. Varolan bir şeyi farklı bir adla kullanmak yalan söylemenin yeni yöntemidir. Oyunda derebeylerinin yargıç, yargıçların polis, polislerin politikacı olduğu görülünce, aldatılan ve sömürülenlerin nasıl bir kandırmaca içinde oldukları gerçeği de ortaya çıkmaktadır.

Oyunda kızın meta olarak satılıyor olması, kadına veril(mey)en değeri gözler önüne serer. Aydın ve genç tavrı yüklenmeye çalışılan delikanlının onu bu yolla almaya çalışması da aslında az gelişmiş ideolojiden kurtulmasının bir göstergesidir.

Oyunda şefin değişmesi süreci ise ilginç bir tarihsel ironi olarak yazar tarafından koyulmuştur. Darbe yaparak iktidara gelen 1. vatandaş, asıl egemen güçlerin oyunları ve zorlayıcı hamleleri ile , onlarında oyuncağı haline gelmektedir. 27 Mayıs 1960’a yapılan bu küçük göndermede Fransızca bilen yazarın ünlü Fransız atasözünü de bildiğini gösterir. “Eski Şarabı Yeni Şişede Sunmak”.

Oyunun başından sonuna dini istismar ve kandırmaca öğeleri içermesi de, daha o zamanlarda ülkenin içinde bulunduğu konumu göstermesi ve bu günlerde artarak gelişen din istismarını önsemesi olarak değerlendirilmelidir.

“Çağdaş Türk Tiyatrosunda Ahlak Ekonomi Kültür Sorunları” ismindeki kitabında Sevda Şener;“Gericilik ve dinsel inançların sömürülmesi” bölümünde verdiği örneklerden birini de Sermet Çağan’ın Ayak Bacak Fabrikası üzerinden yapar ; “Sermet Çağan’ın Ayak Bacak Fabrikası adlı oyununda açlıktan kötürüm olmayı bile göze alarak kara tohum yiyen köylü, göldeki kutsal saydığı balıklara ilişmez, hatta onları besler.”[13]

Ülke ve dünya genelindeki sömürü düzeni eleştirisi olarak yazılmış oyunun bu yan temaları da azgelişmişliğin sürekliliği içindeki geri kalmış-bıraktırılmış ülkelerin ortak noktalarıdır.

“Ayak Bacak Fabrikası” Oyununun Konusu ve Olaylar Dizisi

Oyunun dekoru ülkenin ekonomik konumunu göstermektedir. Ardından kıyafetlerinde yoksulluğun tüm göstergeleri bulunan bir topluluğun “tvist” yaptığı görülür. Ancak kendi bölgelerinde bulanan üç derebeyinin halkın buğday bolluğundan yaşadığı sevinci paylaşmadıkları anlaşılır. Onların hayvan yemi diye ektikleri ve satmayı planladıkları kara tohum ambarlarda beklemektedir ve çürüme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bunun üzerine derebeyleri “papaz”ı araya katarak Şef’e çıkarlar. Ülkedeki insanların inancının simgesi kutsal göl balıkları kendilerine verilen kara tohumla doymayıp ölmektedirler! Halk elindeki buğdayı kutsal balıklara yem olsun diye vermeli kendileri ise kara tohum yemelidirler. Önerilen düşünceye göre devlet, köylüden buğdayları toplamalı ve karşılığında birkaç kat fazlasıyla kara tohum dağıtmalıdır. Bu kara tohumlar da, ki ambarlarda beklemektedir, devlete ucuz! bir fiyat karşılığı satılacaktır. Üç polis (Derebeyi idiler önce) Şefin buyruğunu hemen bildirirler. Buğday devlete teslim edilecek etmeyenler cezalandırılacaktır ve hatta hain ilan edilecektir. Öküz vatandaşlara grev yapmalarını önerir. Ancak grev yapmanın da koşulları vardır. Zordur grev yapmak, neredeyse imkânsız. Papaz kutsal balıkları öne çıkararak isyanı dindirmeye, Horoz totocu ise vatandaşın ümidini yüksek tutmaya çalışacaktır. Vatandaşa doğruyu, kara tohum yememelerini söyleyen delikanlının ağzı tıkaçlanmış ve kazığa bağlanmıştır. Derebeyi-Polis kılığında gördüğümüz üç yargıç, delikanlıyı kara tohum yemeye teşvik ve insanları tahrikten göstermelik bir mahkemeyle yargılar mahkûm ederler. Hemen konuşma yasağı da getirirler. Kara tohum yiyenler kötürüm kalmışlardır. Komşu ülkelerden yardım beklemektedirler. Vatandaş koltuk değneği ticareti yapar. Yardım gelir ama şartlar vardır. Ayak bacaklar gönderilecek ama gönderen ülkenin uzmanının belirttiği şekilde takılacaktır. Artık insanların tek umudu kutsal göle gidip dua okumaktır. Şef insanları inandırmak için kendi kötürümlüğü gibi yalanlar söylese de 1. vatandaş darbeyi yapar ve Şef olur. Derebeyleri tekrar gelip eski düzenin sürmesini dayatırlar. Vatandaşa vermek üzere ayak bacak fabrikası kurulacaktır. Seçimler gelir ve derebeyi, polis, yargıç kılığındaki kişiler politikacı olarak karşımıza çıkar. Partilerin işbirliği sonucunda halk koltuk değneklerini atar ve ayak bacağa kavuşur ancak verilen öneriler doğrultusunda takılan bu ayaklar ters, yarı ters vb. gibi olduğundan kimse doğru dürüst yürüyemez. Ortalıkta kaotik bir ortam oluşur. Tek umut delikanlının sakladığı buğdaylardır. Delikanlıyı serbest bırakırlar ancak delikanlı buğdayları bulamaz ve eli boş döner. Çünkü buğdayları öküz yemiştir. Eski düzen ve buyruklarının devamını içeren bir duyuruyla oyun son bulur.

Ayak Bacak Fabrikası’ndaki rol kişileri arasındaki temel bölümleme yönetici kadro ile halk arasındadır. Şef aslında egemen toprak ağaları tarafından yönetilir. Toprak ağaları ise ülkenin hem yargıcı, hem polisi, hem de politikacılarıdır. Hukuku da derebeylerin hukuku olan, kolluk kuvvetleri de derebeyinin kolluk kuvveti olan bir sistem geliştirilmiştir. Bu o ana dek anlaşılsa da politikacının da aynı olduğu göstergesi oyunun önemli özelliklerindendir. “Çağdaş Türk Tiyatrosunda İnsan” isimli kitabında Sevda Şener, politikacı tipinin özelliklerini şöyle açımlar: “politikacının ayırıcı niteliği laf cambazı olması, çok konuşması, yalan söylemesidir. Yuvarlak laflar ederek halkın sağ duyuş ve anlayış sınırını zorlamadan etkili olabilmektedir. Politikacı tipi tüm oyunlarda ahlak ilkelerine uymayan, durumları kendi çıkarına sömürmeyi bilen, şarlatan ve düzenci kişi olarak tanıtılmıştır..” [14]

Yönetici kadronun bir de kendi sömürüsüne alet ettiği ve bu suretle onu nemalandırdığı destekçilerinin en önemlilerinden biri ise din adamıdır. Oyunda papaz kendi çıkarları uğruna dini kullanarak egemen sınıfın yanında kalır ve sömürü çarkı içinde balıkların putlaştırılması sürecini oluşturup halkın yabancılaşmasını ve görememesini sağlayan nüvelerin başında gelir.

Halk bilinçsiz, bilgisiz bir topluluktur. Onu aydınlatabilecek tek öğe olarak gösterilen öküz ise “omurgasız taife” diye adlandırılan halktan kopmuş aydını simgeler.

Delikanlı emekçiyi ve çıkar yolu simgeler. Gençtir, dinamiktir, isyankârdır ama tecrübesizdir. Yazar tüm kişilerde somut tahliller yaparak sosyal konumları belirler. Kız malın temsilcisidir haraç mezat satılan. Ve güya çıkış yolu ve yalancı umudun temsilcisi totodur: Horoz toto…

Ayak Bacak Fabrikası oyunundan çağdaş motiflerle geleneksel Türk tiyatrosunun özellikleri kullanılmıştır. Oyun göstermeci bir nitelikle kurgulanmıştır. Açık biçim oyunculuğun önü açılmıştır. Girişteki turist orta oyunundaki “curcuna”ya benzemektedir. Yaşanmış bir olayı ele aldığı için taklit öğesi önemlidir ve aynı zamanda öküzde olduğu gibi Köylü Tiyatrosu geleneğinden trükler vardır. 

Dans, müzik geleneksel tiyatromuzun da sıklıkla kullandığı özellikler arasında yer almaktadır. Tekerlemeli soyutlamalar, yabancılaşma, toplumsal taşlama gibi birçok öğeyi içinde barındırır Ayak Bacak Fabrikası.

Ayak Bacak Fabrikası’nın birkaç dile çevrildiği bilinmektedir. Almanca, Fransızca, Rusça vb. Fransızca’ya çağdaş oyun yazarı İonesco çevirmiştir. Hayati Asılyazıcı Tiyatro 70’de yayınlanan “Sermet Çağan üzerine bir toplantı”da şunları söylemiştir:

“Bu Türk tiyatrosu için önemli olaydır. Büyük olaydır. Bunun gürültüsünü bile yapmamıştır. Bu da gösteriyor ki büyük gürültüler yapıp ün peşinde koşan bir insan değildi.” [15]

 

TİYATRO TÖS

(Türkiye Öğretmenler Sendikası Tiyatrosu) ve Sermet Çağan

1966 yılında Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS) bir tiyatro kurma kararı alır. Bu sendikaların tiyatroya yaklaşımları adına çok önemli bir gelişimdir. Bu önemli gelişimin özel bir yanı ise 270 sendika şubesini, yani tüm Türkiye’yi dolaştırma kararı almış olmasında yatar. Bu dönem için ve hatta şu an bile inanılmaz önemli bir olaydır, girişimdir, çabadır. Tiyatronun yararını, gereğini anlamış bu sendikanın kurduğu tiyatronun başında görürüz yazarımız Sermet Çağan’ı…

“ TÖS Tiyatrosu Hoca’nın göle maya vurması gibi bir semboldür. Onun dışında başka bir şey değildir. Sermet de bu işe başlarken, ben başlarkenki düşüncelerini bilmiyorum ama başladıktan kısa bir süre sonra Ören’e gidip görmüştük, o zaman konuşmuştuk; işin sürmeyeceğini ama buna başlamak gerektiğini biliyordu, inanıyordu. Başlama biçimi bir işin uzun sürüp sürmeyeceğini gösterir. Yalnız şu vardı ki bir birikim yapacaktı. Öyle umduk, ben de öyle umdum. Bundan sonra sendikalar tiyatro kurmaya daha esaslı yönden atılabilirler. Gene de bu atılımı birikim sayıyorum. Aradan zaman geçse bile sendikalar er geç bu yola döküleceklerdir. Sermet de bunu sanıyorum başlangıçta düşündü”.[16]

Tiyatro TÖS’ ün önemli özelliklerinden biri de, sendikanın örgütlü bulunduğu tüm merkezlere turne yapmayı planlaması ve denemesidir. Böylece tiyatro iki-üç kentin hegemonyasından kurtulacak ve geniş halk yığınlarını yönlendirebilecektir. Tiyatronun üretim işlevi de eğlendirme işleviyle birlikte, belki hiç tiyatro görmemiş, belki de olumsuz örneklere tanık olmuş Anadolu insanına başka bir bakışı da kazandırmış olacaktır.

“(…) Bir yere bağlanıp kalmak yerine uzun süreli bilgileri tercih etmektir. Bir kentin sınırları içine tutuklanmış tiyatronun ne denli olumlu olursa olsun, dar bir çevre dışına yarar sağlayamayacağı açıktır. Oysa şimdiye değin tiyatro görmemiş ya da tiyatro adı altında uyduruk toplulukları göre göre, duya  duya tiyatroyu yanlış tanımış çoğunluğun ayağına gitmek, Türkiye ölçüsünde yararlı olmayı düşünmenin ilk ve gerekli koşuludur. Demek ki, gezerek eğitmek yöntemini seçtikleri için, bu kuruluşlardan verimli sonuçlar bekleyebiliriz.” 60 

Tiyatronun yönetimine atanan Sermet Çağan 270 şubeye 17 soruluk anket yollamıştır. Bunun amacı turneye çıkmayı amaçlayan TÖS Tiyatrosunun karşılaşacağı durumları öğrenmeye çalışmak ve yapılan etkinliği başarıya ulaştırmaktır. İlk planda altmış civarında geri bildirim alır ki bu dörtte birden bile az bir sayıdır. Yine de; öncelikleri belirlemek, gidilecek mekân hakkında bilgi edinmek, ekonomik koşulları, salon kiraları, belediye vergisinin maliyeti, ilan masrafları ve bilet ücretleri, yemek ve yatak organizasyonlarının durumu, bölgeye ne zaman turne yapılabileceği, iklim koşulları vb. gibi teknik soruları içermektedir. Ayrıca bölgeye hangi tiyatroların daha önce gittiği, başarı oranları ve bölgenin sevdiği-sevmediği türlerin neler olduğu ile ilgili direk tiyatroyu ilgilendiren sorular da vardır. Bölgede tiyatro denemelerinin olup olmadığı, sendikaya kayıtlı tiyatro yazarının var olup olmadığı gibi sorular da yapılan çalışmanın nitel olarak önemini göstermesi bakımından önemlidir.

“Sermet Çağan bütün yaz boyunca bu işe koşulmuş, ekibini kurup repertuarını hazırlarken, bir yandan da TÖS’ün (Türkiye Öğretmenler Sendikası)  bütün Türkiye’ye yayılmış 270 şubesine yolladığı 17 soruluk bir anketle sendikanın bu öncü tiyatro hareketini destekleme olanaklarının gerçek durumunu araştırmağa girişmişti. Ancak bir aydır yürütülmesine çalışılan bu ankete şimdiye kadar gelen cevaplar (Eylül başı) 62 tane olduğuna göre şubelerin dörtte üçünden henüz cevap alınamamıştır. Bu cevaplardan sendika bölgelerinde bir öncü-gezginci tiyatronun bütün olanakları belirmiş sayılabilir. Biz de şimdiye kadar bu anlamda geniş, gerçeklere ve amaçlara yönelmiş bir anket yapılmadığını da burada belirtmeliyiz.” 61

TÖS’ün bir sendika tiyatrosu olması da, oyuncuların özlük hakları için özel bir örnek teşkil etmiştir. Olması gerekene yaklaşmak adına yapılan çalışmaların önemi geleceğe örnek olmak adına da mühimdir.

“Sermet Çağan, hazırlanan tüzüğe uygun olarak, tiyatronun oyuncu ve teknik elemanlarıyla anlaşmalar yaptı. Burada biraz durmak yerinde olacak Devlet Tiyatroları ve Belediye Tiyatroları dışında özel tiyatrolarda oyuncular ve teknik elemanlar, kendi hakları için yeterince çalışmadıkları, bir sendika çevresinde bilinçli olarak toplanamadıkları için, hiçbir zaman güvenli bir çalışma düzenine kavuşamamışlardır. Birçok oyuncu her tiyatro mevsimi başında işsiz kalmış, hiçbir neden gösterilmeden tiyatrodan çıkarılmış, (yani sözleşmesi yenilenmemiş), hatta bazı oyuncular hiç sözleşmesiz çalıştıkları için mevsim ortasında açıkta kalmışlardır. Özel tiyatrocularımızın kişiliğine bağlı kalmıştır hep, tiyatrocuların geleceği. Tiyatro TÖS bu anlamda bir özel tiyatro olmadığı emeğin karşılığını tam olarak sağlamakla yükümlü bir kurumun, bir sendikanın tiyatrosu olduğu için bu alanda da örnek bir tutumla işe başlamış; topluluğun her elemanıyla, hiç değilse bir yıl için sağlam anlaşmalar yapmıştır. Bu da yerinde bir davranıştır.” 62

Tiyatro TÖS’ün kuruluşunu gerçekleştiren “Türkiye Öğretmenler Sendikası”nın Genel Başkanı büyük edebiyat adamımız, ünlü romancı Fakir Baykurt’tur. “İlk Sendika Tiyatrosunu Kurarken” isimli yazısında süreci şöyle değerlendirmiştir.

 “‹Türkiye Öğretmenler Sendikası› olarak, bu büyük davayı bir ucundan tutup Türk toplumuna küçük bir “kültür hizmeti” yapmayı düşündük. Fazla geniş olmayan olanaklarımızı, bir ülkücü yönetmen ve sanatçı ekibiyle sendikamızın tiyatrosunu, yani “TİYATRO TÖS”ü kurduk.

TİYATRO TÖS bir gezici tiyatrodur. Yılın on bir ayında, Türkiye’yi yol yol, bölge bölge gezerek, kültür merkezlerinden uzak il ve ilçelerde ve fırsat buldukça yol üstündeki köylerde 231 temsil verecektir. Program dışı matinelerle bu sayı biraz daha yükseltilecektir. Bir yıl içinde sadece iki oyun sunulacaktır. İlk oyun, geçen yıl Ankara’da uzun süre oynayan ve çok sevilen “Ayak Bacak Fabrikası”dır. Oyunun yazarı sayın Sermet Çağan aynı zamanda TİYATRO TÖS’ün yönetmenidir.

Bu birinci yıl bizim düşündüğümüz hizmetin ilk basamağıdır. Bir yıl içinde çok tecrübe kazanacağımızı, koşullarımızı ve olanaklarımızı daha iyi öğreneceğimizi umuyoruz. İkinci yıl, daha iyi düzenlenmiş bir kültür hizmetine girişeceğiz. Ekip ve oyun sayısını yükselterek, TİYATRO TÖS’ün dört beş koldan dolaşmasını sağlayacağız.

TİYATRO TÖS, Sendikamızın sadece Genel Merkezinden gelme bir iş değildir. Bu iş düzenlenirken il ve ilçelerdeki şubelerimizle, geniş yazışmalar yapılmış, toplantı ve seminerlerimizde konu tartışılmış, böylece TİYATRO TÖS, Şubelerin ve Genel Merkezin ortaklaşa yürüteceği bir “kültürel organizasyon” haline getirilmiştir. Ekipteki sanatçılarla olan ilişkilerimizde basit bir çalışan çalıştıran ilişkisi değildir, ondan daha ileride, iki ülkücü kütlenin, sanatçıların ve öğretmenlerin işbirliğine dayanan arkadaşça bir ilişkidir. Onlar büyük merkezlerdeki işlerini ve ailelerini bırakarak, çok az insanın katlanabileceği, yazlı kışlı on bir aylık çetin bir yolculuğa çıkmaktadırlar. Zorluklarla dolu olan bu yolculuğu bitirdikleri zaman bizim kendilerine verebileceğimiz, sadece bir aylık tatildir. Ama onların öğretmenlere ve Türk toplumuna yapacakları hizmet bundan kat kat fazladır. Başarıya ulaştığı zaman övüncünü beraber bölüşeceğimiz bu işin asıl yükünü onlar çekeceklerdir. Böylece bir yandan büyük merkezlere sıkışıp kalmış sanatçılara, sanatçı olacak çocuklara, bir yandan da büyük aydınlara çok anlamlı bir örnek vermektedirler. Yarın kendilerini saygı ile kutlayacağımız günü sabırsızlıkla beklemekteyim.

TİYATRO TÖS’ü kurarken bizim iki amacımız vardır. Birincisi, 624 sayılı “Devlet Personeli Sendikaları Kanunu” ile kendi tüzüğümüzde yazılı kültür hizmetlerinden birini gerçekleştirmek; yani kültür merkezlerinden uzakta çalışan öğretmen üyelerimize ve onlarla beraber yaşayan halkımıza en tatlı kültür nimetlerinden biri olan tiyatroyu götürmek, böylece onların gelişmesine, Michelet’in dediği gibi, “gençleşmesine”, “yenileşmesine”, birbirleriyle kaynaşmasına, onların birbirlerini daha çok sevmesine yardım etmektir.

 

İkincisi, sahip olduğumuz sendikacılık anlayışını toplum içinde tanıtmaktır. Bilindiği gibi sendikalar, sosyal ve ekonomik hak savaşı yapan meslek birlikleridir. Bu amaçlarını gerçekleştirmek için Hukuk Servisi kurarlar, <ekonomik teşebbüsler>e girişirler. Bunlardan başka sendikalar, kültürel ve politik etkinliklerde de bulunurlar. Dar anlamdaki aktif politika bizim sendikalarımız için yasaklanmıştır. Ama mesleki, ekonomik ve kültüre etkinliklerimiz için 624 sayılı kanun, geniş ve açık hükümler taşımaktadır. Biz sendikaların, sadece mesleki hakları tartışan, başka sorunlara dokunmayan, başka hizmetlere katılmayan, kendine dönük, hatta kapalı kuruluşlar olmasını istemiyoruz. Sendikalar, üyeleri için olduğu kadar, toplum için de yararlı olacak kültür hizmetlerine omuz vermelidir. Özellikle işçi sendikalarının çok yakın bir gelecekte, bu alanda da kıpırdamaya başlayacaklarını umuyorum.

TİYATRO TÖS, tasarladığı amaca ulaştığı zaman, hem öğretmen üyelerine ve topluma hizmet etmiş, hem de öteki sendikalara bir <örnek> vermiş olacaktır. Çok yakında bizim üretim ve yardımlaşma kooperatiflerimiz, kitap klüplerimiz, araştırma ve yayın servislerimiz, pansiyon ve kamplarımız çalışmaya başlayacaktır. Bunlar arasında  <TİYATRO TÖS> en <makbule geçen> bir hizmetimiz olacaktır. Bu hizmet küçüktür, ama bir el ile bu kadar olur, el ele verip birleşelim, hizmeti toplumun ihtiyacına yetecek kadar büyütebiliriz.” 63

Şimdi de sözü ustaya verme zamanı gelmiştir Tiyatro TÖS hakkında. Sermet Çağan ile röportaj yapan Hayati Asılyazıcı ona birçok sorunun yanında tiyatronun kuruluş amacını, repertuarı ve kadroyu sorar:

Soru: TÖS’ün kuruluş amacı nedir?

Cevap: Amaç ortada. Yıllardır süslü masa başlarında, zengin içki sofralarında, evcilik oyunu türünden düzenlenen açık oturumlarda şatafatlı, tumturaklı sözcüklerle edebiyatını yaptığımız tiyatroyu halka götürmek. Evet, tiyatroyu halka götürmek. Hem de salt tiyatro olarak. Başaracak mıyız bu işi, başaramayacak mıyız? İşi hamasi meydan söylevine dökmeden, eyleme bırakalım. (…)

Soru: Repertuarınızı ve kadroyu açıklar mısınız?

Cevap: Biliyorsunuz, sayın sendika yöneticilerinin ve üyelerden büyük çoğunluğunun kararı ile ilk oyun <Ayak-Bacak Fabrikası>. İkinci oyun için elimizde yerli ve yabancı, özellikle son yıllarda büyük gelişme gösteren Polonya tiyatrosundan oyunlar, denemeler var. Kadroyu daha yeni kurduğum için ikinci oyunun seçiminde acele etmedim. Arkadaşlarıma danışıp onların ve sayın sendika üyelerinin kararı ile bundan sonraki işlerimizi halletme yoluna gideceğiz.

Kadromuz şu değerli kişilerden kurulu:

Obey Güney, Aydın Engin, Şener Demir ve Korman Erdinç (AST’ dan), Aydın Engin (G. Sururi-E. Cezzar Topluluğundan), Daver Yüken (G. Özcan-G. Ülkü Tiyatrosundan), Demircan Türkdoğan, Hayri Eroğlu, Ali Özgentürk, Hikmet Karagöz (Arena Tiyatrosundan), Selçuk Uluergüven (Ankara Meydan Sahnesinden), Faik Sinkil (Gençlik Tiyatrosundan), Savaş Yurttaş (Genar Tiyatrosundan), Meray Ülgen, Sema Öner (Amatör Deneme Tiyatrolarından) ve uzun süre Piccolo Theater, Berliner Ensemble’da öğrenim görmüş ve Planchon ile çalışmalar yapmış olan Mehmet Ulusoy, Müzikçiler ve idari kadromz, Ali Ersoy, Doğan Kuyulu’dan kurulu.

Yol boyunca ve gittiğimiz yerlerde tiyatro içi teorik ve pratik çalışmalar yapmayı tasarlıyoruz. Gittiğimiz yerlere tanınmış yazar, rejisör, oyuncu ve düşünürleri çağırarak konferanslar, açık oturumlar düzenliyeceğiz.” 64        

Tiyatro TÖS deneyimi çok önemli ve yolumuzu aydınlatan bir deneyimdir. Yanlışlarını görmek ve tekrarlamamak, güzelliklerini günümüze uyarlamak, amaçlarını irdeleyip tarihten dersler çıkarmak ve tiyatro sanatını önemsediğini iddia eden tüm ilerici sendikal kuruluşları buna zorlamaya çalışmak görevlerimiz arasındadır. TİYATRO TÖS deneyimi sendikaların görevi ve sorumluluklarına da önemli bir göstergedir. Fakir Baykurt gibi sendika yöneticileri bir zamanlar nasıl var idiyse bundan sonrada elbette yine var olacaklardır. Ayak Bacak Fabrikası gibi iyi ve insanımızı ilgilendiren oyunlar yazmalı ve Sermet Çağan gibi onurlu ve duruşlu tiyatro yönetimine sahip olmalıyız. Estetik kaygımız, mesafemiz ve ile sorumluluğumuz bunu gerektirmektedir.

 SAVAŞ OYUNU 

Bütün Oyunları - Sermet Çağan

 

Sermet Çağan 1962 yılında Radyofonik olarak bir oyun yazar ve bu oyun Ankara Radyosunda oynanır: Öyle Bir Hikâye. Savaş ve savaşın yarattığı acılar üzerine kuruludur oyun. Daha sonra Ankara Deneme Sahnesi bu radyofonik oyunu sahnelemek için Sermet Çağan’dan ister.

 “Savaş Oyunu” radyofonik bir oyundur. Sermet bunu Almanya seyahatinden oradaki izlenimlerinden arta kalan bir birikimle yazmıştır. Orada bir olay onu çok sarsmış sanıyorum. Bir dok’ta, barış türküleri söyleyerek bir savaş gemisini boyayan Alman işçisiyle tanışmış. Radyoda 1962 yazında oynandı. Bu yaz sanıyorum Paris radyosunda da oynandı. Ondan sonra kaldı bir süre. 1964–65 kış sezonunda “Ankara Deneme Sahnesi”nden arkadaşlar geldiler. Bir bunu oyun yapmak istiyoruz dediler. Sermet de “Radyofonik olarak yazılmış bir şeyin oyun haline konmasına taraftar değilim; eğer oyun potansiyeli görsem kendim yaparım.” dediydi. Fakat onların ısrarı üzerine Sermet peki dedi.” 65 

“Ankara Denem Sahnesi Savaş Oyunu’nu sahne oyunu haline getirdi. Bu arada Sermet’te aynı oyunu sahne oyunu halinde yeniden yazdı ve Özdemir Nutku’yla beraber sahneye koydular.”66

Böylelikle aynı yıl iki ayrı yorumla (A.Ü. D.T.C.F. Tiyatro Kürsüsü ve Ankara Deneme Sahnesi) Savaş Oyunu sahnelenir. Savaş karşıtı bu oyuna Savaş Oyunu ismini vermek çok etkileyici bir düşüncedir. Barışı savunan bir oyun ama barışı savunmak için savaşmak gerekmektedir. Özdemir Nutku oyuna kurgu içinde Nazım Hikmet’in ve Bertolt Brecht’in şiirlerini yerleştirir.

“Oyuna kurguladığımız Nazım Hikmet’in “İkinci Dünya Savaşı Destanı” ve Ülkü Tamer’in Bertolt Brecht’ten çevirdiği   Generalim sizin tank da ne tank hani” şiirleri tam yerine oturdu. Şunu söylemeliyim ki, bu, alışılagelinmiş bir oyundan çok etkili bir dramatizasyon oldu.” 67 Bütün Oyunlar Savaş Oyunu kitabının başına yazdığı “Savaş Oyunu Üzerine” isimli yazıda kurgulamayı anlatırken bu açıklamayı yapar Özdemir Nutku.

Savaş Oyununda Konu ve Olayların Gelişimi

Savaşta kayıplarını anlatan NAVO ile başlar oyun. Süt yoktur. Bunu oyuncular tekrarlarlar. Sadece Deli sütün olmadığını ama savaş silahları olan tüfek, makineli tüfek, top, bazuka, roket, denizaltı vb. olduğunu söyler. Ve hepsi bununla övünürler ironik olarak. Başka bir rol kişisiyle NAVO ekmeğin olmadığını söyler ve diğerleri tekrarlarlar. Yalnız yine Deli sütün olmadığını ama alüminyum, demir, cephane, barutun olduğunu söyler ve yine diğerleri ironik olarak bununla övünür. Aynı durum, patates, kırmızılâhana, tereyağı için tekrarlanır. Postacı girer ve dünyadaki savaşlarda yaşanan acıların istatistikleri okunur. Seferberlik ve Savaş ilanı duyulur. Manevi değerlerin kullanılması süreciyle insanlar askere alınırlar. Destanlar, kutsal topraklar, vatan vb. Ama deli işin aslının öyle olmadığını birkaç çok uluslu şirketin savaştaki kârının bu savaşın nedeni olduğunu belirtir. Nazım Hikmet’in şiiri girer..

Birinci Tabloda Din adamı girer ve sistem sürekliliğini sağlayacak vaazı verir. Askerler yola çıkarlar çalgılarla, eğlenceyle. İkinci tablo çocuk bahçesinde geçer ve savaşın sistemin sürmesi için gerekliliği anlatılır. Savaş oyunu koyabilmek için bir düşman gerekmektedir. Olmazsa yaratılmalıdır. Üçüncü tabloda savaşın acıları görünür. Hava hücumu bombalar vs. Dördüncü tabloda Pandora Efsanesine yapılan göndermeyle kutudan dünyaya kin, nefret, tutku, menfaat yayılır. Kutuda umut kalmıştır. Kuklanın şarkısı girer: Dünya savaşı ve Hiroşima’ya kukla oyunuyla göndermeler yapılır. Ve atom ölümü imlenir.

Beşinci tabloda, giden askerlerden bir kısmı döner ama şen giden askerler yaslı gelmişlerdir. Yine de umut insandadır. Brecht’in insan olmadan hiçbir şeyin olmayacağını anlatan şiiri ile oyun son bulur.

Savaş oyunu Erlangen Şenliği’nde Özdemir Nutku’nun rejisiyle başarılı bir performans gösterir ve ödüller alır.

“Sermet Çağan’ın aynı adlı radyofonik oyunundan Dr. Özdemir Nutku ile birlikte sahneye uyguladığı  “Savaş Oyunu” adlı eserle Erlangen Üniversitelerarası Kültür Şenliğine katılan Ankara Üniversitesi Dil ve Tarh Coğrafya Fakültesi Tiyatro Topluluğu, derecelendirmede en iyi üç oyun ve en iyi sahneye konuş sınıflandırmasına girerek, büyük başarı sağlamışlardır.

Dr. Özdemir Nutku’nun yönetimindeki tiyatro topluluğu, yazar-rejisör-oyuncu ortak çalışmasının güzel bir örneğini vermiş ve temsilleri Alman basınını da “şenliğin sansasyonu” olarak tanımlanmıştır. Oyunun Almanca ve Finceye çevrilmesi ve Würzburg, Berlin, Münih, Turku ve Köln topluluklarınca oynanma tekliflerine gerekli izin verilmiştir. Ayrıca radyo muhabirleri, kadınlar korosu tarafından okunan Nazım Hikmet’in “II. Dünya Harbi Destanı”ndan “Münihli Hans Müller” adlı bölümü radyoda yayınlamak üzere banda almışlardır.

Savaş Oyunu 207 puan alan Paris ve 189 puan alan Erlangen topluluklarından sonra 175 puanla en iyi ilk üç oyundan biri sıfatını almıştır.”68

1966 yılında Oyun Dergisi’ne yazdığı yazıda Yüksel Pazarkaya, Hem A. Ü. DTCF Tiyatro Kürsüsünden, hem de Ankara Deneme Sahnesinden oyunu izlediğini söylemekte ve iki oyun arasında ki farkları şu görüşlerle belirlemektedir:

Savaş Oyunu” öğrendiğimize göre Sermet Çağan’ın “Öyle Bir Oyun” adlı radyofonik oyunundan ilk olarak “Ankara Deneme Sahnesi” tarafından sahneye uygulanmıştır. Sonra Sermet Çağan ile Özdemir Nutku da birlikte ayrıca bir uygulama yapmışlar ve bu uygulamayı Ankara Dil-Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nin Tiyatrosu Özdemir Nutku’nun yönetiminde sahneye koyup, Erlangen’da oynanmıştır. Erlangen’da yeniden böyle bir oyunla duyulacağından üzüldüm. Tek umudum gene Özdemir Nutku’nun biçimsel bir çalışmasındaydı. Gerçekten böyle bir çalışma yapılmış ve Erlangen’da kimsenin beklemediği bir başarı kazanılmıştı. Öte yandan “Ankara Deneme Sahnesi” aynı oyunun kendi uygulamasını bir başka yorumla Erlangen’dan iki hafta sonra 10. İstanbul Uluslar arası Kültür Şenliği’nden gösteriyor ve Erlangen başarısından daha ufak olmayan bir başarıya ulaşıyordu. Böylece her iki oyunu da görmüş seyirci için yargı vermek bir bakıma güçleşiyordu ilk bakışta. Oysa bu bir yön ve tutum sorunuydu: İki oyun birbirlerini salt karşıtı yorumlarla seyirci karşısına çıktıklarından, birine doğru, ötekine eğri denebilecek denli belirli ve kolay bir yargıya varmak gerekiyordu.” 69

Aynı oyuna çok farklı yorumlarla bakılabileceği, bu anlamda rejisörün önemini, olası farklılığını görmemize yardımcı olan bir örnek ortaya çıkıyordu.

“Bu iki oyundaki seyirci tutumunu karşılaştırmak bize en kesin ve en kısa yargıyı verdirecektir: Erlangen’da perdenin inmesinden sonra kendini yitirmişçesine kopan, dakikalar süren alkıştan önce, bütün oyun boyunca en ufak bir soluk alışı bile duymak mümkün değildi. Buna karşılık İstanbul’daki seyircinin bilinçli davranışı hemen belli oluyordu. “Savaş Oyunu”nun iki ayrı topluluktan, iki ayrı yorumla  verilen gösterileri Biçim-Demeç bağıntısı için de çok ilginç, çok öğretici örneklerdi.” 70

Sermet Çağan kısa yaşama (41yıl) 100 yıl yaşamışçasına yapabilecek etkinlikleri sığdırmıştır. O, bu çalışmada anlatılmaya çalışılan diğer yazarlar gibi Türkiye toplumu tiyatro hareketine yön vermiş ve ışık olmuştur. Ölümünden sonra da oyunları oynanmıştır ve evrensel değerlere sahip bu oyunlar güncelleştirilerek ya da güncelleştirilmeden  halen oynanabilecek oyunlardır.

Daha genç yaşında tiyatro çalışmalarıyla göz dolduran, yenilikçi, arayışçı Sermet Çağan; dürüstlüğü ve tok sözlülüğüyle tarih sahnesindeki yerini almıştır. Bilgisinin paylaştıkça çoğalacağına inanan Sermet Çağan Türkiye’deki tiyatro sanatına büyük katkıları olan bir tiyatro emekçisidir..

[1] Sermet Çağan, Bütün Oyunları, Mitos Boyut yayınları, Mayıs 1993 s.5-6-7.

[2] Ön Ver  s.24- 25.

[3] Tiyatro 70, Sermet Çağan üzerine bir toplantı, Sayı 7, s. 8

[4]Ön Ver..s.8

[5] Ön Ver.. .s.9

[6] Tiyatro 70, Sermet Çağan, Sayı 6, s.2.

[7] Seçkin Çağan, Sermet Çağan üzerine bir toplantı, Tiyatro 70, sayı 7, s.7

 

[8]  Hayati Asılyazıcı, Tiyatro 70, Sermet Çağan üzerine bir toplantı, Sayı 7 s. 9-10

 

[9] Oyun 1966, CİLT:3, Sayı 29. Kara Tohum Topalları, s.43.

[10] Oyun “Tiyatro ve Eğitim Özel Sayısı”, Urfa’lılar kutsal kefalleri yemiyorlar-Yeni Gazete, s.64.

[11] “Sermet Çağan ve Tiyatro Antolojisi” Özdemir Nutku. Sermet Çağan, Bütün Eserleri,  s. 10–11.

[12] Sevda Şener, Ahlak Ekonomi Kültür Sorunları, A.Ü. DTCF 1971, Ankara, no: 208, s.115.

 

[13] Sevda Şener, Ahlak Ekonomi Kültür Sorunları, A.Ü. DTCF 1971, Ankara, no: 208, s.115.

[14] Sevda Şener, Çağdaş Türk Tiyatrosunda İnsan, A. Ü.Yay. Ankara 1973 s.91

 

[15] Hayati Asılyazıcı, Tiyatro 70, Sermet Çağan üzerine bir toplantı, Sayı 7 s.15

[16] Aziz Nesin, Önver, s.7.

60 S. Günay Akarsu  Oyun Tiyatro Dergisi, Özel Sayı. Eğitici ve Gezici Tiyatrolar s3

61 Tahir Alangu. Ön. Ver. S. 14

62 Güney Akarsu. Ön. Ver. S. 5

63 Fakir Baykurt Oyun Tiyatro Dergisi, Özel Sayı. Eğitici ve Gezici Tiyatrolar  s  8-9.

64  Sermet Çağan’la Konuşma.  Ön ver S.11–12–13.

65 Seçkin Çağan, Tiyatro 70. Sermet Çağan üzerine bir toplantı,  . s.7

66 S.Günay Akarsu. Ön. Ver. s.7.

67  “Sermet Çağan ve Tiyatro Antolojisi” Özdemir Nutku. Sermet Çağan, Bütün Eserleri,  s.21–22.

68 Oyun Tiyatro Dergisi. Savaş Oyunu Erlangen Şenliğinde.  Ağustos 1965. S.24

69 Oyun Üç Aylık Tiyatro Dergisi. Cilt 3 sayı 28. s.22

70 Ön. Ver. s.24

1 YORUM

  1. […] 1969 yılında Karaağaçlar Altında’nın oyun düzeniyle “İlhan İskender” armağanıyla ödüllendirilir. At Gözü adını verdiği yeni bir oyuna başlar ve Türkiye 70 adını verdiği bir oyunun planını yapar. Ancak bunları bitirmeye ömrü yetmez… 1970 yılında Ankara Yenişehir Tiyatrosunda Carrar Ana’nın Silahları ve Eskicinin Tazesi oyunlarını sahneler. Aynı yıl İstanbul’da Güner Sümer’in kurduğu İstanbul Sanat Tiyatrosunda Ayak Bacak Fabrikası oyununu sahnelemekteyken 5 Ağustos 1970 günü, geçirdiği dördüncü kalp krizi sonucu ölür.[1] […]

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

ÇOK OKUNANLAR

YANNİS RİTSOS’UN ŞİİRİNDE DÜŞSEL VE MELANKOLİK ÖĞELER

Günümüz şiiri diyebilirim ki, Yannis Ritsos’un şiirinin zirveye çıkmasıyla, birlikte bir gerilemenin içine girmiştir. 18. Yüzyılın ve 19. Yüzyılın önemli sanat eylemliliği...

KÜLTÜR ENDÜSTRİSİ VE İŞÇİ FİLMLERİ FESTİVALLERİ

A. Halûk Ünal 15. İşçi Filmleri Festivali (İFF) bitti ve geldiği nokta itibariyle, arkasındaki yaratıcılar...

DÜNYA COVİD19’A TESLİM OLDU

Cahit BÜÇKÜN DÜNYA, COVID-19’A TESLİM OLDU, “SÜRÜ BAĞIŞIKLIĞI” ANLAŞMASI YAPTI!Başta eşitlikçi ve insanı yaklaşımla Covid-19’ı sıfırlayan ve akıllı...

TAMLASANA

TAMLASANA   Uyandım yine eksik yanımla tamlasana elimi yüzümü yıkasana sevginle ayı alıp güneşini koy gökyüzüme hadi durma gülüşünü giyindir işe giderken ellerini koy çantama aman ha unutma yanağımda kalsın dudakların merak etme yüreğin...

SON YORUMLAR

Özgür BAŞKAYA on #YargıtayTahliyeEt
Prof. Dr. İbrahim Bozkuş on HAŞHAŞ GAZETESİ VE KAYMAKAM ABDÜLKADİR AKSU
Ikbal kaynar on ŞİİRİM ISITIR SENİ
gulhan genc on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on Evin Anahtarı
Rafet Canpolat on Evin Anahtarı
Atilla IŞIK on Evin Anahtarı
Deniz on Evin Anahtarı
Arif Sürücü on ASKIDA EKMEK
Perihan sever dirican on ASKIDA EKMEK
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultan on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Neslihan Sultam on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gökhan GURBETOĞLU on ÖZLEDİĞİM ÇINAR ALTI
Gürel SÜRÜCÜ on HAYIR BABA TÜRBESİ
İlter koçak on HAYIR BABA TÜRBESİ
Fikret Ökmen on GUNDİ
Perihan sever dirican on GUNDİ
Hatem on GUNDİ
Selim DURMUŞ on GUNDİ
Hüseyin Ceylan on BERBER  
Tacettin Mert on İŞÇİ
Tacettin Mert on AGORA MEYHANESİ
Gökhan GURBETOĞLU on ANNE ÖP DENİZİ
Songül on ŞİDDET
İsmet Çallıbay on ANNE ÖP DENİZİ
Erdem KAYA on İKİ ARADA BİR DEREDE
Gürel Sürücü on ŞİİRE DAİR ÖNERİLER (2)
Hulusi keleş on AYRIK OTU
Gürel on AYRIK OTU
Mehmet İşbitiren on AYRIK OTU
Bir amatör futbolcu on AMATÖR TİYATROCULARIN DRAMI
Hasan GÜL on KUTSAL EKMEK